Bakteri ve Evsahibi İlişkisi
Evrim boyunca bakteri ve sıcakkanlı hayvanlar karşılıklı birbirlerine yarar sağlamak için, birbirleriyle yakın işbirliği içinde olmuşlardır. Deneme yanılma yoluyla bakteri nüfusu
yayılarak hayvan vücudunun yerlileri durumuna gelmiştir. Ev sahibi, karşılığını sindirim sisteminde alır; başlıca beseleyicilerin yapımı, istenilmeyen bakterilere karşı koruma, vücuttaki suyun kontrolü vr diğer metabolik
avantajlara sahip olur. Bakteri, karşılığında gelişimi için elverişli sıcaklığı ve vücut salgılarında başlıca besleyici kaynakları alır. Bu ilişkinin doğası yüzünden bakteri nüfusu ev sahibi için çok önemlidir.
Değişiklikler
Bu karşılıklı ilişkinin her üyesi diğeri tarafından etkilenir. Ev sahibinde kesin değişiklikler oluştuğunda, değişiklik bağırsaklardaki bakteri nüfusuna yansır. Bakteriyal değişiklikler, antibiyotik tedavisi, stres, beslenmedeki değişiklikler gibi faktörler sonucu oluşur. Bakteri nüfüsundaki değişiklik hayvanın aktivitelerine de yansır; yemeği sindirme yeteneğini azalır ve bağırsak hastalıklarından kendini koruması güçleşir.
Stresin, kalabalığın olmadığı, uygun diyete sahip beslenmenin yapıldığı, ilaçların verilmediği, temiz bir çevrede bağırsak bakteri nüfusunun ideal seviyesi temin edilebilir.
Probiyotik Nedir?
Stressiz, sağlıklı hayvanın bağırsağında bulunan bakteri tedavide kullanılmak üzere kültür edilebilir. Bu şekline probiyotikler denir. Probiyotik konsept, bu bakterilerin hayvana yeniden verilmelesini içerir. Birçok ülkedeki çalışmalar gösteriyor ki
bu bakterilerin kontrol altına alınmasına ve diğer zararlı bakterileri kovmasına rağmen aslında onlar stres tarafından en çok zarar görenlerdir. Birçok probiyotik ürünler, doğal yolla oluşmuş canlı Laktobacilli ve Streptococcus (Enterococcus) içerir.
Dengeyi Onarma
Bir kere canlı bakteri hayvan yerleştiğinde, yararlı etkiler üretme potansiyeli vardır. Mesela normal bakteri seviyesi bozulduğunda labaratuvarda hayvana yapılan günlük organizma dağıtımı engel teşkil eder. Ancak
ilaç şirketleri bunu da üstesinden gelmişlerdir. Japon ilaç üreticisi Yakult, insan probiyotiği üretmektedir. Bu, süt bazlı içecek olarak Avustralya'da da dağıtılmaktadır ve her hafta bir milyon şişe tüketilmektedir. Ondört milyon şişe ise hergün Japonya'da tüketilmektedir. İlginç olarak insanlarda araştırmalar göstermiştir ki, Yakult'u
bireysel olarak kullanan insanlarda bağırsak kanserine yakalanma riski düşmektedir. ve çoğu zararlı bakterinin ürettiği toksin ki bunlar karsinojeniktir ve kansere sebep olur, bu riski de çok aşağılara çekmektedir.
Yeni Çalışmalar
Nisan 2003'de Tenerife'deki Loro Parque'de yapılan yedinci Avrupa Kuş
Veterinerleri Derneği konferansında, cockatiel chicks'lerde (bir tür
papağan) probiyotik kullanımına ilişkin ilginç bir tez sunuldu. Tez,
Louisiana State Üniversitesinde, Dr. Tom Tully başkanlığında bir ekip
tarafından yürütülen bir çalışmayı anlatıyordu. Cockatiel chicks'ler 12
günlük olduklarında anne-babalarından ayrılıyor ve elle beslenmeye
başlıyorlardı. Kuşlar pek çok gruba ayrılmıştı. Bazıları probiyotik
desteği almış, bazıları ise almamıştı. Kuşlar bu şekilde
yetiştirilirken, kilo alma ve hastalıklara karşı direnç gösterebilme
becerileri de gözlemlenmişti.
Sonuçlar, iyi bir beslenme programını takip eden sağlıklı kuşların kilo
almalarında hiçbir fark olmadığını gösterdi. Böylece çalışmayı yürüten
ekip şu sonuca vardı: "Uygun bir beslenme programını takip eden sağlıklı
yavrularda önemli bir ekstra faydası görülmemekle birlikte, hasta,
stresli ya da deneyimsiz kişilerce ve marjinal beslenme programları ile
beslenen yavrularda, kuşlara özgü bir günlük probiyotik ek besininin
faydası olacaktır".
Yetiştirilme sırasında kuşlara kasıtlı olarak hastalığa neden olan
bakteriler verildi (Pseudomonas sp., E.coli). Bu bakterileri alan kuşlar
arasında, probiyotik ek besini alan grubun daha düşük bir positif
patojen özellik gösterdiği görüldü. Yapılan kan testlerinde
hassaslaşmanın daha az olduğu (daha düşük akyuvar sayımı), yapılan
histopatolojide ise bağırsaklarda daha az enfeksiyon olduğu tespit
edildi.
Ekim 2003'de Chicago'da yapılan AU toplantısında araştırma Star Labs
tarafından sunuldu. Missouri'de bulunan Star Labs, "PrimaLac" isimli bir
probiyotik preparatı imal etmekteydi. Bu ürünle iki büyük deney
gerçekleştirildi. 20,000 Bob White quail chicks (bıldırcın) üzerinde
yapılan ilk deneyde, probiyotik alan kuşların gelişimlerinin,
sindirimlerinin ve tüy kalitelerinin, probiyotik almayan kuşlara göre
daha iyi olduğu ve bu kuşların hayatta kalma şansının daha yüksek olduğu
görüldü. Bu kuşlar aynı zamanda daha iyi bir bağışıklık (antikor)
gösterdiler. İkinci deneyde yaklaşık 15,000 sülün kullanıldı ve
probiyotik alan ve almayan iki gruba ayrıldılar. Her iki gruba da
kasıtlı olarak Salmonella typhimurium (hastalık yaratan bir bakteri) ve
(paramyxovirüsün neden olduğu) Newcastle hastalığı verildi. Sonuç
olarak probiyotik desteği almayan kuşlarda ölüm oranı diğer gruba göre
%25 daha fazla oldu.
Hareket Planı
Probiyotikler nasıl etki ediyor?
Rekabetçi inhibisyon - Lactobacillus sp. gibi, bazı sağlıklı kuşların
bağırsaklarında bulunan normal bakteriler, olası patojenleri kontrol
altında tutmaya yardımcı olan laktik asit, hidrojen peroksit,
antibiyotik ve diğer maddeler üretirler. Sağlıklı kuşlarda, normal
bakteriler tarafından üretilen laktik asit, mide ve bağırsak içeriğinin
pH'ını düşük yani asidik tutar. Bu normal bakterilerin strese bağlı
olarak kaybolması pH'da yükselmeye neden olur. Genel bir kural olarak,
patojenik bakterilerin çoğu asidik ortamda çoğalmazlar ve bu nedenle
pH'daki bir artış hastalık yaratan bakterilerin yayılmasına kolaylık
sağlar. Pek çok kuşbilimcinin de bildiği gibi, olası yayılmacı
bakteriler arasında E-coli, Pseudomonas, Candida (maya ya da pamukçuk) ,
Salmonella ve Yersinia sayılabilir.
Genellikle bu organizmalar fırsatçı şekilde hareket ederler, kuşların
stresli oldukları dönemlerde hastalık yaratmak için tetikte beklerler.
Bağırsaklarda asiditeyi düşürmelerinin yanı sıra, probiyotikler,
bağırsak hattını kaplayan ve tercihen bağırsak duvarındaki reseptör
bölgelerde bulunan koruyucu sümüksü tabakalar üreterek, E.coli gibi
bakterileri uzak tutarlar. Problemi, antibiyotik kullanımına gerek
kalmadan yok etmek için doğal bir yöntem sunarlar. Kuşları tedavi
ederken bağırsaklarını, onları normal aktiviteleri sırasında tekrar
sağlıklarına kavuşturabilecek faydalı bakterilerle donatıyoruz.
İştahın uyarılması - Probiyotiklerin güçlü bir iştah uyarıcı etkisi
olduğu görülmektedir. Sindirim enzimleri ve B vitaminleri üretirler. Bu
etkiler kuşların beslenme rejimlerinden maksimum ölçüde faydalanmalarını
sağlar.
Bağışıklık sisteminin uyarılması - Son çalışmalar probiyotiklerin genel
bağışıklık sistemini uyardığını göstermektedir.
İlginçtir ki, insan probiyotik preparatları özel bakteri
enfeksiyonlarını hedefleyecek şekilde geliştirilmektedir. İnsanlarda
Bacillus cereus bakterisi gastroenterite neden olur. Bu enfeksiyon
ölümcül olmasa da, yıllık olarak pek çok işgünü kaybına neden
olmaktadır. Antibiyotik yerine, gelecekte hastalara enfeksiyonu kontrol
eden özel bir probiyotik "yoğurt" takviyesi verilebilir. İlgili
şirketlere göre, şu andaki teknoloji ile E-coli gibi daha zorlu ve
gerinimi ve mütasyonu daha fazla olan organizmalar yakalanabilecektir.
Bu preparatlar elde edildikten sonra, yan etkisi olan antibiyotikler ile
tedavi edilebilen bu tür enfeksiyonlarda da uygulanabilecek ve kuş
bilimcilere faydalı olacaktır.
Probiyotiklerin Kullanımı
Probiyotik preparatlar pek çok yıldır mevcut olmasına rağmen, bunların
kullanımı hakkında hala bazı belirsizlikler vardır. Yeni ürünler
çıktıkça, hatalı bilgilerin de yayılması kolaylaşmaktadır. Durum tüm
kuşların aynı hatta benzer bağırsak bakterilerine sahip olmadığı gerçeği
ile daha da karmaşıklaşmaktadır. Tavuk gibi, çekumu olan kuşlarda, çok
sayıda gram-negatif isimli bakteriler bulunur. Bunlar da diğer türlerde
hastalık yaratabilme kapasitesine sahiptirler. Çekumu olmayan papağan
gibi kuşlarda, gram-negatif bakteriler çok düşük sayıdadır. Bunlarda da
normal olarak çok sayıda gram-pozitif bakteriler bulunur. Lorikeet'lerde
(avustralya kuşu) neredeyse hiç bakteri bulunmaz. Buna karşık kanarya ve
Avustralya ispinozu gibi passerinelerde kalıcı bir
bağırsak bakterisi popülasyonu yoktur. Dışkıdaki bakteriler sadece
geçici olanlardır.
Muzice bir tedavi olmamakla birlikte, probiyotiklerin bazı durumlarda
kuşların sağlığını korumak konusunda yardımcı oldukları söylenebilir.
Peki kuşbilimciler probiyotikleri ne zaman kullanmalıdırlar?
Her türlü stres durumundan sonra - Stres bağırsaktaki faydalı
bakterileri yok eder-. En faydalı bakteriler de ilk önce
kaybedilenlerdir. Bu faydalı bakteriler yok olduktan sonra, bakteri ya
da mayaya neden olan hastalıkların aşırı gelişimi için bir boşluk
oluşmuş olur. Bu da ishal, iştah azalması ve hastalığa dirençsizlik
olarak kendini gösterir. Probiyotikler faydalı ve faydasız bakterilerin
dengesini de düzenleyebilirler. Stres durumundan sonra en kısa zamanda
ya da stres durumundan hemen önce verilmeleri iyi olacaktır. Böylece,
hastalık problemlerinin önüne geçilebilir.
Üreme ve tüy dökme sırasında - En iyi şekilde bakılmalarına rağmen,
üreme ve tüy dökme sırasında kuşlar "halsizleşebilirler". Probiyotik
kullanımı anne-babaları üreme sırasında güçlendiriken, yavruları da
hastalıktan korur.
Kuşların satın alınmasından ve nakliyelerinden sonra - Yakalama ve
kafese yerleştirme, özellikle doğuştan sinirli türlerde aşırı derecede
zor olabilir. İştah ve su tüketiminde azalma, fizyolojik strese de neden
olabilir.
Antibiyotik kullanımından sonra - Pek çok antibiyotikler, sadece
hastalık yaratan bakterileri değil, aynı zamanda bağırsaktaki faydalı
bakterileri de öldürürler. Antibiyotik tedavisi durduğunda, bağırsak bu
bakterileri kuşların kendi çevrelerinden tekrar toplayabilir.
Probiyotikler kuşları bu sırada hastalıktan korumaya yardımcı olur.
Tüylenmeden sonra - Kuşlar, normal şekilde beslenene ve kuş evinde
kendilerini kabul ettirene kadar probiyotik desteği alıyorlarsa,
annelerinden ayrıldıktan sonra daha az hasta olacaklardır.
Probiyotik Kullanımı Üzerine Not
Bazı şehirlerde, şehir içme suyuna flüorit veya klorin katılması,
probiyotik kullanımını kesintiye uğratabilir. Kentlerde, işleme
tesisleri, su dağıtım şebekesine yakın yerlere yerleşmişlerdir.
Avustralyalı yetkililere göre, flüorit ve klorin konsantrasyonları pek
çok su şebekesinde çok düşük seviyededir ve etkisizdir. Ancak bir işleme
tesisine yakın yerde kuş yetiştiren kişiler için sudaki konsantrasyon
oranı, probiyotik organizmaları öldürecek kadar yüksek olabilir. Ancak
bu maddeler, işlenmiş su 24 saat bekletildikten sonra buharlaşacak ve
suda yok olacaktır.
Kuşbilimciler için yapılacak en iyi şey, suya probiyotik koymadan ve
kullanmadan önce suyu, 24 saat bekletmeleridir. İstenen miktarda suyu
kovalara koyup beklettikten sonra kullanmak en iyisi olacaktır. Başka
bir yöntem de, yağmur suyu ya da damıtılmış su kullanmaktır. Pek çok
suda çözünen probiyotik preparatları da yeme katılabilir. Bazı
preparatlarda bu yöntem daha hızlı ve daha etkin şekilde,
probiyotiklerin sindirim sistemine ulaşmasını sağlar.
Dr. Colin Walker