Kuş Ötüşleri ve Kuşçu Kahveleri

Kuşlar ağa düşürüldükten sonra sıra iyilerin seçilmesine gelir. Saka geçimi Ekim ayında yerli kuşlarla başlar. Kuşçular bunlara “oynak” der. Bunları Balkanların kuşları takip eder. Bu kuşlardan da iyi ötenler çıkmakla beraber kuşçular nezdinde asıl makbul olan kuşlar daha uzaklardan, Macaristan, Polonya, Ukrayna'dan gelen sakalardır. Bunlar Kasım ayında geçit yaptıkları için Kasım sakası olarak bilinirler. Kasım sakaları yerli sakalardan kolayca ayrılırlar. Cüsseleri daha iri, renkleri daha parlak ve daha temiz, gagaları daha uzundur. Yerli sakalarda başın iki yanındaki beyazlığın ortasında bulutlu kahverengi bir benek vardır. Kasım sakalarında bu benek ya hiç yoktur, ya da belli belirsiz görülür. Biyolojik olarak bakıldığında, Balkanlar'da bulunan sakalar Carduelis carduelis balcanica alttüründen, Romanya'nın kuzeyinden başlayarak kuzeyde Polonya'ya, doğuda Ukrayna'ya kadar olan bölgedekiler, yani kuşçuların Kasım sakaları, Carduelis carduelis carduelis alttüründendir. Tabiî bütün Kasım sakaları güzel ötmez. Fakat kuşçularca makbul ötüşlü olan sakaların çoğu Kasım sakaları arasından çıkar.

Floryada da belli bir fiziksel varyasyon vardır. Normalde floryanın tüyleri yeşil-sarı ağırlıklı olurken bazı kuşlar daha çok gri-kahverengiye çalar. Bunlara “karadamar” denir. Fakat bu renk varyeteleri coğrafi dağılıma tekâbül etmez; dolayısıyla sakada olduğu gibi fizikle ötüş tarzı arasında bir ilişki olmaması gerekir. Zaten kuşçuların çoğu da floryanın fiziksel özellikleriyle iyi veya kötü ötümlü olması arasında bir bağlantı olmadığı düşüncesindedir. Buna karşılık yakalanan floryanın arasından iyilerini seçmek için kuşlar tekrar ağ başına getirilerek geçen kümelere cevap vermeleri dinlenir. Ama yeni yakalanmış kuş ürkeceği için bu çok sağlıklı bir yol değildir.

Kuşçuluk güzün kuşların yakalanmasıyla bitmez. Asıl iş ondan sonra başlar. Amaç kafeste beslenen kuşun ötmesidir. Doğal ortamından kopartılarak küçük bir kafeste, insanların arasında yaşamaya zorlanan, gıdası değişen, üreme mevsiminde çiftleşemeyen erkek kuş öyle kolayca ötmez. Yabanî kuşları kafeste öttürmek için dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Tabii kuşun ötmesiyle iş bitmiyor, bir de güzel ötmesi lazım. Yoksa kuşçu tabiriyle "bozuk" öten kuşlar sabahtan akşama kadar ötse de kuşçuların nezdinde makbul olmaz.

Peki "güzel" ötüş nedir? Kuşun güzel mi, kötü mü öttüğünün kaba taslak fakat aslî kıstası şu: Eğer ötüş kulağa hoş geliyorsa makbul, kulağı tırmalıyorsa kötüdür. Fakat İstanbul kuşçuları bu ana kıstası terk etmemekle beraber yeterli de bulmamışlar, kafes kuşlarının nasıl ötmesi gerektiği konusunda oldukça karmaşık bir kurallar manzumesi oluşturmuşlardır.

İşe sakadan başlayalım. Sakanın ana ötüşleri üçe ayrılır: Önler, ortalar, bağlar, Önler, tahmin edilebileceği gibi ötüşün ilk aşamalarıdır. Belli başlı önler "velis", "çipetpet", "veste", "çel", "vayis" vs.dir. Kuşun "velis" veya "çipetpetin" arkasından "ders şakşağı" vurması gerekir. "Şakşak" sakanın şakımasıdır. Ders şakşağını da "vicyo"veya "hik" ile bağlamalıdır. Mesela: "Çipet-pet-pet-pet, tii, şak-şak-şak, vicyo" gibi. Kuşun 3'lü, 4'lü, 5'li şakşak vurması gerekir. 2'li eksik sayılır. Eğer kuş "velis"le ötüyorsa arkasından "kaba şakşak" vurmalıdır. Kaba şakşağın sonunda çoğunlukla bağ olmaz. İyi bir sakada hem ders şakşağı, hem de kaba şakşak bulunmalı. Ortalar da şakşaktan sonra gelen kıskıs, yavyav, hihi, iryaf gibi nağmelerdir. Beğenilmeyen nağmeler ise tor, çaça, ezik nağmeler, sulu şakşaklardır.

Tabiî ötüşün bu kadar ayrıntılı düzeyde ele alınmasıyla kulağa hoş gelme kıstasının aşılması, dolayısıyla işin içine belli bir sübjektiflik girmesi kaçınılmazdır. Meselâ sakanın önlerden sonra torlaması İstanbul kuşçuları için hiç makbul değilken, İzmir'de bunun beğenildiği söylenmektedir.

Gelelim floryaya... Floryanın esas ötüşü makara çekme tarzındadır. Başlıca makara çeşitleri kurbağa makarası, canalya makarası ve ebabil makarasıdır. Görüldüğü gibi her üç makara çeşidi de başka hayvanların ötüşlerine benzetilerek adlandırılmıştır. Kurbağa malûm. Canalya (aslı Rumca caneli) Emberizidae (Kirazkuşları) familyasından, bilimsel adı Emberiza citrinella olan, tohumla beslenen, açık arazide yaşayan küçük bir kuştur. Yazın özellikle Trakya'nın kuzeyinde ürer. Kışın diğer bölgelerde de görülür. Ebabiller ise eskiden kayalıklarda bulunurken günümüzde daha çok büyük şehirlerde yaşayan, ilk bakışta kırlangıca benzeyen kuşlardır (Apopidae familyası).

Kurbağa makarasının alt çeşitlerinden tor kurbağası, yuvarlak kurbağa ve düz kurbağa makbul olanlardır. En makbulü de tor kurbağasıdır. Basık kurbağa ve çır kurbağası ise makbul olmayan kurbağalardır. Canalyanın "cucucu", "cicici", kaba canalya gibi çeşitleri vardır.

Floryanın makbul makaraları arasında bir de "lülü" vardır ki en makbulü kabul edilen bu ötüşün 15-20 yıldan beri duyulmadığı, unutulduğu söylenmektedir.

Floryanın ötüşü makara olduğı için hem ötüşün güzelliği, hem de uzunluğu önemlidir. Ötüşün uzunluğu kuşçular arasında "sayı" ile ölçülür. Aşağı yukarı bir sayı yarım saniyedir. Kuş öterken kuşçular içlerinden onar onar sayarlar. 50 sayının üzerinde öten kuşlara "uzun kuş" denir. 200 sayı öten kuşlar olduğu söylenmekteyse de ben bunu ihtiyatla karşılıyorum. Tabiî kuşun uzun ötmesi yanında güzel ötmesi de gerekir. Bir kere makbul makaralarla ötmesi şarttır. Öterken makarayı devirmemesi, yani başka makaraya geçmemesi, indirme bindirme (yani volüm dalgalanması) yapmaması gerekir. Bunlara “bozuk” denir. Fakat makaraya başladıktan sonra kaldırırsa, yani volümü yükseltirse bu bozuk olmaz, ama ezerse bozuk olur. Floryanın "ders" devresi 15 Marttan sonra başlar. Ders, kuşun tam ötümden önceki yarım, bölük pörçük ötmesidir. Florya 1.5 ay kadar ders yapar. Ders esnasında makaralarını pişirir. Nisan 15 civarında da "dikilir", yani makaraya başlar; Ağustos sonuna kadar öter. İşte bu dönem, kuşçuluğun en keyifli dönemidir.

Otücükuşların ötmesi üremeyle ilgilidir. Ötüşün amacı çevredeki hemcinslerine varlığını ilân ederek dişileri cezbetmek, erkeklere ise meydan okumak, önce eş bulmada, sonra da besin aramada diğer erkeklerin öten kuşun bölgesine girmemesini sağlamaktır. Dolayısıyla ötme sosyal bir olaydır. Kafeste tutulan kuşlar da başka kuşlarla karşılaştıklarında daha çok öterler. Bu saka için de önemli olmakla beraber floryanın bol ötmesi için elzemdir. Bu sebeple ötüm mevsimi girince kuşçular kuşlarını kuşçu kahvelerine getirerek karşılıklı öttürürler. Kuşçular da kuşların karşılıklı ötüşünün rekabet esasına dayandığının bilincindedirler. Onun için karşılıklı öten kuşların “dövüştüğünden” söz ederler. Kahvede kuş öttürmenin incelikleri vardır. Değişik çevre kuşu ürküteceğinden, floryanın kafeslerinin üzerine daha kış mevsiminde ince beyaz bezden örtüler geçirilir. Daha sonra kuş kahveye yine örtüde götürülür ve bu sayede yerini yadırgamadan öter. En makbulü kuşun asmaca ötmesidir. Yani kafesi asıp kuşu kendi haline bırakırsınız, kuş bozmadan öter. Fakat iyi öten kuşların çoğunun zaman zaman bozukları olur. Bu yüzden kafes masanın üstünde durur. Kuşun sahibi kuş bozduğu zaman daha önceden kuşu alıştırdığı şekilde hafifçe kafese vurarak bozuk ötüşü kesmeye çalışır. Kahvedeki kuşların bozuk ötmemesi floryada çok önemlidir, çünkü sakadan farklı olarak floryanın ötüşü hayatının her döneminde bir ölçüde değişmeye açıktır. Yani floryanın ötüşü kısmen genetik olarak belirlenir, kısmen de öğrenilir. Bu yüzden bozuk ötüşlerin olduğu bir ortamda en falsosuz kuşun bile bunları kapıp ötüşünü bozma ihtimali vardır. Onun için kuşçu kahvelerini işletenlerin kuşçuluktan anlaması şarttır, çünkü ötüm zamanı kuşu devamlı falso yapan kişiyi kuşunu götürmesi için uyarmakla yükümlüdür. Tahmin edilebileceği gibi kahvede karşılıklı kuş öttürmenin müsabakaya, rekabete dönüşebilecek bir yanı vardır. Özellikle floryanın ötüp ötmeyeceğinin belli olmaması, fakat bir kere kızışınca da kuşların karşılıklı olarak birbirlerini bastırmak için öttükçe ötmeleri, yani dövüşmeleri bu kuşu iddiaya elverişli kılar. Hatta son yıllarda organize müsabakalar da düzenlenmektedir. Yalnız floryanın dövüşmesi için karşısındaki kuşun da aynı makarayı çekmesi gerekir. Mesela kaba canalya öten kuş ebabile cevap vermez. Üsküdarlı ünlü kuşçu Ciğerci Hikmet'in bir anısı iddiacılığın nerelere varabileceğini göstermektedir: "Bir gün Balatlı Terzi Yani Arap Ali'nin kahvesine bir florya getirdi. Kuş çırladı. Arap Ali söylenince Yani kızdı; kuşun kafasını koparıp attı. Bu 100 sayılık bir kuştu."

Günümüzün belli başlı kuşçu kahveleri şunlardır: Şehremini Saray Meydaninda Ali Hocanın (Suvat Ergünel) kahvesi, Kocamustafapaşa Sümbülefendi'de Tarık'ın (Tarık Kırkan) kahvesi, Üsküdar Yenimahalle, Dikilitaş'ta Palabıyık İbrahim'in kahvesi, yazlık olarak da Silivrikapı, Beykoz Çayırbaşı'dır. Beşiktaş'ta Kamburun Bahçesinde de kuşçular ötüm zamanı Pazar sabahları toplanırlar. Çarşamba günleri de Fatih Camiinin Malta Kapısı önünde kuş pazarı kurulduğunda kuşçular kapıya bitişik Malta kahvesinde toplanırlar. Eskinin namlı kuşçu kahvelerinin başında Fatih Atpazarı kahvesi gelir. II. Abdülhamit devrinde kuş pazarı da burada kurulurmuş. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise Alipaşa (Davutpaşa Camii'nin avlusunda), Tavukpazan, Silivrikapı (surun dışında), Yenibahçe, Üsküdar'da Arap Ali'nin kahvesi, yine Üsküdar'da Muhacirin kahvesi, daha yakın yıllarda da Karagümrük'te Nihat'ın Kahvesi ünlü kuşçu kahveleriydi. Bazı saka ve floryalar ötüşlerinin olağanüstü güzelliğiyle kuşçuluğun sözlü tarihinde yer almışlardır. Bugünkü kuşçulara göre gelmiş geçmiş en iyi saka, 1930'lu yıllarda yaşayan Limoncu Saka'dır. Eminönü Limon İskelesinde çalışan bir Rum'a ait olduğu için bu adla anılan bu kuşun ötüşü kanarya kadar gürmüş.

Ünlü floryalar daha çoktur: Sahibi Kapalıçarşı'da fincancılık yapan Fincancı Kuş (1936), Taksim tarafında Karabiber Kuş, Atatürk'ün hanendesi Hafız Yaşar'a ait Aslanmarka Kuş (hepsi 1930'lar), Taksim'de Benzinci Kadri Beye ait Benzinci Kuş (1949-50).

Selim Somçağ
İstanbul Araştırmaları, Sayı:2, Temmuz 1997.
 

    Copyright © 2004 Taklaciguvercin.com All Rights Reserved eXTReMe Tracker