KUŞ EVLERİ VE KUŞLAR

Bir vakitler İstanbul’da ahşap yapılarda, saçaklar altında oyma kuş kafeslerini andıran kuş evleri bulunurdu. Bunlara türlü sanat biçimleri verilir, yapıların süsleri olurdu. Bu gün artık İstanbul’un o korkunç yangınlarından sonra bu eserciklere veda etmiş bulunuyoruz. Yalnız yangınların erişemediği taş ve tuğla yapılarda pek azı sağlam kalmak üzere kuş evlerine rastlıyoruz. Bunlar hem yapının süsü hem de kuşlara yapılmış bir hayır eseridir.

Türk yapılarında heykel kabartmalarının yerini alan bu küçük süs evler, yapının en görünür bir yerine konur, bu oyuncak yapı oya ve dantel gibi işlenirdi. Eskiden duvarlarda görülen bu küçük kabartma yapılar büyük yapının küçük bir örneği, planı sanılırdı. Halbuki yapı ile ilişiği olmayan bu güzel motiflerin Türk Sanatı’na mahsus bir hayal mimarisi olduğu unutulmamalıdır.

Yer çekimi hesaba katılmadan üstü geniş altı dar köşkler, camiler, şadırvanlar, sebiller yahut bunların karışımı biçimler, resme kaçan özellikler de alırlar. Böylece mimarlıkla hayal ve fantazinin son basamaklarına ulaşılır, baş aşağı kubbeler (Kimyager Derviş Paşa sokağında Hasan Paşa Medresesi’nde olduğu gibi) daha nice alışılmış biçimler bunlarda görünürdü. Eski hayır sahipleri kuşlara mahsus taş, tuğla yuvalar yapmakla yetinmeyip bunların bir de zarif ve güzel olmasına önem verirlerdi.

Ahmet Haşim, Gurabahane-i Laklakan kitabında, “Bursa’da Haffaflar Çarşısı’nın (YN1) ortasında bir meydan var. Bu meydan malul hayvanların düşkünler yurdudur. Kanadı bacağı kırık leylekler, bunamış kargalar, halkın sadakası ile yaşarlar. Haffaf esnafının aylıkla tuttuğu belki yüz yaşında, baktığı leylekler kadar amelimanda bir ihtiyar toplanan sadaka parası ile her gün işkembeler alır, onları bu zavallı kuşlara dağıtırdı” diyor.

Müslüman dini, kuşlara özel bir yer ve değer vermiş, hatta Kuran’da Nur Suresi’nde kuşların Tanrı’ya dua ve tesbih eyledikleri zikr edilmiştir. Efsanelere karışmış Tekke-i Murgan’ı Süleyman Peygamber yapmış, dünyanın her tarafından gelen kuşlar bir hafta burada yiyip içip bu peygambere dua ederler, diye bir inanç ta vardır. İstanbul halkı, cami avlularında kuşlara mısır ve buğday verirken bunların, hu ! hu ! diye ses çıkartmalarını Allah adını zikr etmeleri manasında aldıklarından güvercinlere dokunulmazdı. Kumru da böyledir.

Masallarımızda bir genç kız hayvan olma bahtsızlığına düştüğü zaman seçeceği bir yaratık kumrudur. Öyle ki, genç kız üvey anasına yağ götürürken şişesini kırıyor, korkusundan Tanrı’ya yalvarıyor, kumru olmasını diliyor. Duası kabul olunuyor, kumru oluyor. Nuh Tufanı’nın sona ermesinin müjdecisi ağzında zeytin dalı tutan güvercindir. Şark edebiyatında geçen gül ile bülbül efsanesi, hayat ağacı ile can kuşu efsanesinin değişmiş bir şekli olabilir.

Türk Sanatı’nın bir özelliği de dağ gibi büyük eserler yanında gözle görülemeyecek küçük eserlerin bulunuşudur. Bir pirinç tanesi üzerine “Euzübesmele” yazmak ne ise, dev eserlerin duvarları üzerine bir karış büyüklüğünde kapıları, pencereleri, kafesleri, şehnişleri ile birlikte kuş evleri, köşkleri yapmak ta böyledir. Kuşlar yer çekimine karşı geldikleri, yükseklerde dolaştıkları için Tanrı’ya yakın varlıklar olarak düşünülmüşler, kanat takmış güzel kızlar şeklinde göründükleri için de Cennet Kuşu veya Melek adını almışlardır.

Bir vakıtlar günahlarını affettirmek veya sevap kazanmak isteyenler esir azat ederlerdi. Böylece köleler efendilerinin azatlı köleleri olurlardı. Hatta bunlar içinde mevki ve makama geçenler de bulunurdu. (1) Esir azat edemeyenler ise kuş pazarlarından kuş satın alarak azat ederlerdi. Bunlara adak kuşları denirdi. Tuttuğu niyetin yerine geldiğini görenler adadığı sayıda kuş satın alıp, bunları elleri ile havaya salarak “Azat mezat beni Cennet Kapısı’nda gözet” diye bir çeşit celcelutiyeler tekrarlarlardı ki, bunlar çocuk oyunlarına geçmiştir.

Kuşlara ait eserler düşünülecek olunursa, ilkin onların özgürlüğüne engel olan kafesleri hatırlamak gerekir. Bunların gümüşten cami, köşk, sebil, ev biçiminde olanları pek çoktur. Kafes denilince sadece kuşların değil, kadınların da kuşlar gibi kafesler arkasında oldukları unutulamaz. Bir devir kadınlar günahkar gibi saklanır, boyunu bosunu belli eder diye elbisesi bile bile ortaya konulmazdı. Bununla beraber her kuşun bulunduğu yerde kafes olmasa da, her kadının bulunduğu yerde kafes vardı. Kadınların gittiği tekkede, camide, muhallebicide, hatta ortaoyununda...

Asıl burada üzerinde durulması gereken Türk Mimarlığı’nın bugün yüzüstü bırakılan bir yanı kuş evleri veya köşkleridir. Tarihi yapıtlarımızın ciniler ve yazıtlardan sonra akla gelen bir süsü de budur. Hatta tek kabartma süs kuşlara iyilik etmek, sevap kazanmak için yapılmıştır. Bu düşünce bu eserlerde açıkça belirdiği gibi, bu zarif, fakat o nispette dayanıksız bu minyatür köşkler, evcikler, bu yapılarda her şeyden önce yıpranmaktadır. Eski ahşap evlerin bütünü kuşlar için barınak halini aldığı kadar insanlar küçük, büyük yaratıklar, adeta akraba idiler. Evlerin üst kısımlarında hafif yaratıklar, alt kısımlarında ağır yaratıklar. Bu tıpkı Süleyman Peygamber’in resimlerine bakıldığı zaman üstte “ervah-ı latife” nin, uçan meleklerin; altta “ervah-ı sakile”nin, dev ifrit ve zebanilerin göründüğü gibidir.

Evlerde sade görünenler değil görünmeyenler de bulunurdu. Bunlara “iyi saatte olsunlar” denirdi. Bunlar bazen izbe yerlerde kendi kılıklarını alırlar, bazen hayvan veya insan kılıklarına girerlerdi. Bu yüzden eskiler hayvanlara kötü davranmaktan sakınırlardı. Artık modern yapılarda ne görünen ne de görünmeyen yaratıklar yer almak istiyor. Sadece köşe minderde uyuşuk bir kedi, bir kafese hapsolmuş sıkıntıdan çırpınıp feryat eden bir kanarya, bir iskete, bir ispinoz veya flürya...(YN2) İnsanlar apartmanlarda yalnızlıklarıyla başbaşa kaldıklarından o eskiden adından korkup şeker şerbeti döktükleri cinlerin, perilerin dahi hasretini duyuyor. Eskiden cin çarpmış, peri tutmuş insanlara ne çok rastlanırdı. Bugün bunlar artık masalların konuları olmaktan pek ileri gidemiyorlar.

Modern yapılardan kuş evleri kaldırıldığı gibi modern şehirlerden de kuşlar uzaklaştı. Bir zamanlar halkın hayvanlara karşı sevgi ve merhameti bugünkünden daha doğrusu hayvanları koruma kurumlarının kurulmasından önce daha güçlü idi. Üsküdar’daki kediler hastanesi belki de bu saha da dünyanın biricik hastanesiydi. Güzün halk güzel sesli kuşları dinlemek için kuşları bol, manzarası güzel yerlere giderdi. Aslında kuşlar o devrin insanları gibi bahçeli köşkleri, çağlayanları eğlence ve cıvıltı yeri olarak seçerlerdi.

Padişah Sultan Aziz dahi Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın Kanlıca’daki korusuna şafakta bülbül sesi dinlemek üzere giderdi. Böyle bülbülü meşhur yerler olduğu gibi, halk ağaçlar ve kaynak suları ile bezenmiş Flürye’de, Fülürye kuşlarının sesini dinlerdi. O vakıtlar çınarlarla süslü mesire yerinin adı da çıplaklar diyarı olduktan sonra değişti. Florya oldu. Kuş deyince onu dünyamızın üstünde gösteren kanatlar akla gelir. Hatta melekler, kanatlı güzel kızlar şeklinde düşünülürler. Halk geleneklerine göre yemek sofrası açık kaldığı zaman, melekler üzerine kanat gererler, denilirdi. Bu sebepten melekler yorulmasınlar diye sofra yemek yenir yenmez toplanır. Böylece kuşlar ile meleklere arasında bağlantı kurulurdu.

Kuşlar müjdeleyici haber getiren varlıklardır. Hazreti Süleyman’ın Saba Melikesi Belkıs ile haberleşmesi Hut Hut Kuşu (YN3) sayesinde olmuştur. Bu yüzden bir çok yerde kuş resim ve işaretlerine suret gözüyle bakılmazdı. Eski kartpostallarda gagasında mektup ve üzerinde yürek işareti bulunan bir kuş resmi görülürdü. Kuşların her davranışlarına bir mana verildiğinden uçarken insanın üzerine pislemesi dahi uğura, talihe yorulurdu. Kısmete işaret sayılırdı. Hastalıktan kurtulanlar, hasretlisine kavuşanlar, kuşlara yem dağıtırlar, hatta çocuğunun yürümesi, abdestini söylemesi için adaklarda dahi bulunulurdu.

Yine bir vakıtlar Bayezıt Camii meşrutasında o derece kuşlar türemişti ki, İstanbul’un en eski ahşap evine kuşlar evi denmişti. Yakın tarihimizde Ahmet Ziya Akbulut tarafından bu binanın ince ince resimleri yapılmamış olsaydı, bunun da diğer bir çok eski eser gibi unutulacağı muhakkaktı. Daha doğrusu güvercinler bu tarihi binayı köhne bir kuş kafesine çevirdikten, çökecek bir hale soktuktan sonra yıktırılmasına karar verilmiş... Kuş hücumuna uğrayan bu evden sonra kuşlar cami avlusuna taşınmışlardır. Sahaflar çarşısı yanınca kitapçılar kitaplarını Beyazıt Camii iç avlusuna yaymışlardır. Güvercin pislikleriyle lekelenmiş kitaplar işte bu vaktın eserleridir.

İnsanların zaman zaman kuşlara benzemek istemelerinin tarihi pek eskidir. Uçma özenci her milletin masallarında yer alır. Şehnameye göre kuşlar gibi insanların da uçtukları görülür. Keykavus’un uçtuğunu ve sonra düşerek Rüstem tarafından kurtarıldığını yine Şehname’de buluruz. Hele Efrasyap ordusunda cadıların varlığı, yağmur yağdırdıkları ve havalandıkları esatiri olaylardır. Kuşlar masallarda daha doğrusu folklorda yer aldığı gibi tarihte ve sanatta da yer alır. Selçuklarda çifte kartal, Konya Kalesi’nin sembolü, ayrıca atmaca denen çakır cinsinden kuş ta böyledir.

Bugün Osmanlı mimarlığı içinde kuşlara mahsus ilk evcikler yahut kabartmalar Bursa’da görülmekle beraber, bunlar bazan maşallah, kane, ya hıfız, tebarekallah yazılarıyla birleşirler. Yine Bursa’da Beşikciler caddesinde tahtadan dilimli veya çadırımsı, üzerinde yüksek bir alem görülen kuş evi vardır. Bu evcik pencereler sevri kemeriyle Türk Uslubu’nu belirttiği gibi dilimli bir feneri de hatırlatır. Yine Bursa’nın doğusunda Umurbey mahallesinde Çıngıltı sokağında görülen eski bir konağın ön kısmında saçağa yakın bir yerde bulunan kuş evi, bu şehrin en güzel kuş evlerinden biridir. Bunu İstanbul Enstitüsü mecmuasının 5. sayısındaki yazımızda görmek mümkündür.

İstanbul’un hemen her semtinde kuş evleri bulunmakla beraber bunların çoğunluğu bozulmuş harap olmuştur. Perşembe Pazarı’nda bulunan hanlarda görünenlerin çoğu böyledir. Fermeneciler Yokuşu’nde hele Sandalyacılar sokağında, Büyük Yeni Valide Hanı çevresinde yine böyle harap pek çok yıkık dökük evcikler var. Laleli camii çevresi de büyük küçük harap kuşevleriyle doludur. Eski Balık Pazarı, Yemiş iskelesi ve tahmis’te kuş evlerinin türlü biçimlerine rastlanır. Pek çok kuş evleri arasında eşine az rastlanan güzel eserlerden biri de Müftü Hoca Feyzullah Efendi Medresesi’nde görülen nispeten sağlam kalmış bir kuş evidir. Bu medrese kitabesinde 1112 de tamamlandığına dair bir kayıt var. Bu eser Millet kütüphanesi adıyla anılan Ali Emiri Kütüphanesidir. Duvar üzerinde iki karış büyüklüğünde bir hayal mimariye neler sığdırılmıştır. Türk mimarlığının yer çekimi zorunluluğu ortadan kalkınca, erişilemez özelliklere varmış olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.

Kuş evleri içinde sülüs “Maşallah” yazısı, çiçek ve resimlerle bezenmiş harap bir kuş evi Yeni valide Hanı’ndadır. Ne yazık ki burada görülenler bu eserin son kalıntılarıdır. Bu muhteşem eser kuş evi kendinden pek çok şeyler kaybetmiştir. Üzerinde 1177 tarihi okunan bu kuş evinde kuşlara, güvercinlere ayrı ayrı yerler, yuvalar yapılmıştır. Aynı medresenin diğer duvarlarında görünen kuş evleri yıpranmış, bunlardan bir şey kalmamıştır.

Bir de Darphani-i Amire binasında görünen ve yüksek bir şatoyu andıran zarif kuş evi de örnek eser olabilir. Bu kat kat iç içe ve olağanüstü bir mimari kompozisyonudur. Belki de bu çeşitlerin en kıymetli örneğidir. Bu eserde klasik mimarinin ötesinde romantizme vuran bir hayal, bir masal mimari buluruz. Basamak basamak yükselen bu yapıda başlangıç ve bitiş diğer kuş evlerinden ayrı bir özelliktedir. Bu eser kuşlar için düşünülen ve yapılan eserlerin onlara en yakını, en uygunu da denebilir. Bunları yapan sanatçılar bilinmiyor. Aslında halk eserlerinin hemen pek çoğunda imza yoktur. Bunlar da böyle. Adsız, fakat gerçek sanatçıların eserleri. Alçak gönüllülüğü sanattan üstün tutan kimselerin eserleri...

(1) Her ne kadar kölelikten yükselenler olmuşsa da latife yoluyla da olsa bunlara takılanlar bulunurdu. Nitekim; “Kölelikten müezzin olmaz minareyi yıkar sesiyle, Halayıktan kadın olmaz kurnayı kırar tasıyla” denilirdi.

Yazan: Malik Aksel

Yayına Hazırlayanın Notu: Bu yazı Türk Folklor Araştırmaları Dergisi sayı 225’de Nisan 1968 tarihinde yayınlanmıştır. Yazı aslına tamamen sadık kalınarak buraya aktarılmıştır. Sadece 3 başlık yayınlayanın notu olarak aşağıya eklenmiştir.

YN1) Ayakkabıcılar Çarşısı
YN2) Florya Kuşu (Carduelis chlosis)
YN3) İbibik Kuşu (Upupa epops)

Yayına Hazırlayan: Yavuz İşçen  

    Copyright © 2004 Taklaciguvercin.com All Rights Reserved eXTReMe Tracker