Sanırım böyle bir şey olsaydı kimse güvercin
uçurmaz hatta beslemezdi. Güvercin belki de bir kafes kuşu olarak
alınıp satılır, kuş satın alınacağı zaman sadece renksel ve
şekilsel bazı özelliklere bakılır, uçuş performansı gibi bir
kavram hiç olmazdı. Bu aslında bildiğimiz anlamda güvercin
yetiştiriciliğinin de sanırım sonu olurdu. Neyse ki, bütün
güvercin yetiştiricileri uçurdukları kuşlarının yuvalarına geri
döneceğinden adları gibi emindirler. Bazen çeşitli nedenlerle
istisnai bazı durumlar yaşansa bile, bir güvercin uçtuktan sonra
mutlaka yuvasına geri dönmektedir. Evcil güvercinlerle ilk
tanıştığım ortaokul yıllarımda beni ilk etkileyen özellik,
uçurduğum kuşların yuvalarına geri dönmeleri olmuştu. Uzunca bir
süre neden kaçıp gitmediklerine ya da kaybolmadıklarına hayret
etmiştim. Güvercinlerim gökyüzünde nokta gibi gözüküyor ve sonra
da onları gözle göremez oluyordum. Eminim o yükseklikten bütün
Ankara’yı ve çevresini çok rahat bir şekilde görebiliyorlardı.
Daha sonra alçalıyor ve benim balkonumu bulup yuvalarına geri
gelmeyi becerebiliyorlardı. Gerçekten de hayret vericiydi.
GÜVERCİNLER YÖNLERİNİ NASIL BULUYORLAR ?
Güvercini diğer bir çok canlıdan ayıran en
önemli özellik, kanımca yuvasına ve eşine olan bağlılığı ile çok
gelişmiş olan yön bulma yeteneğidir. Acaba güvercinler bu
özelliklerini neye borçlular ? Nasıl olup da şaşmaz bir şekilde
yönlerini bulabiliyorlar ? Bu konuda çeşitli görüşler ileri
sürülmüştür. Bir çok bilim insanı bu konuda araştırmalar ve
deneyler yapmıştır. İlk önceleri, kuşların yer şekillerini,
binaları vb noktaları akıllarında tuttukları ve yönlerini bunlara
göre belirledikleri düşünülmekteydi. Yapılan bazı deneyler bu
düşüncenin yanlış olduğunu ortaya çıkarttı. Güvercinlerin
gözlerine etrafı görmelerini engelleyen lensler takılarak yapılan
bir deneyde, kuşlar bir tür kör edildiler. Daha sonra yuvalarından
oldukça uzağa götürülüp uçuruldular. Bu durumda bile güvercinlerin
bir çoğunun yuvalarına geri geldiği gözlendi. Bunun üzerine daha
farklı varsayımlar üzerinde durulmaya başlandı. Aslında kuşların
güneş ve yıldızlara bakarak yön belirledikleri görüşü uzun bir
zamandır araştırılmaktaydı. Bu konuda yapılan bazı deneyler bu
görüşü destekler doğrultudaydı. Özellikle posta güvercinleri ile
çeşitli deneyler yürütülüyordu. Bu kuşların uzun yolları kat edip
geri gelmeleri üzerinde duran bilim insanları kuşların güneşe göre
yön belirlediklerini saptadılar.
GÜNEŞE VE YILDIZLARA GÖRE YÖN BULMA
Bu konuda ilk kez ortaya görüş süren Alman kuş
bilimci ( ornitolog ) Kramer olmuştur. Gündüzleri göç eden
kuşlardan olan bir sığırcık ( Sturnus vulgaris ) ile yaptığı bir
deneyde, sığırcığı etrafını aynalar ile kapattığı bir deney
kafesine koymuştur. Aynalar öyle bir konumda yerleştirilmişlerdir
ki kuş güneşten başka bir şey görememektedir. Kramer aynaların
konumu ile oynayabilmektedir. Böylece aynaların konumunu
değiştirerek güneşin durumunu istediği gibi değiştirebiliyordu.
Aynaları her oynayışında sığırcığın güneşe göre aynı konumunu
koruyabilmek için aynanın oynatıldığı ölçüde sürekli yer
değiştirdiğini fark etti. Bunun üzerine aynı deneyi farklı bir
biçimde tekrarladı. Bu sefer kuş, kapalı bir ortamda güneşi
görmeksizin aynı deneye tabi tutuldu. Bu deney sonrası kuş yön
duygusunu tamamen yitirdi. Yaptığı benzer deneyler sonucu Kramer,
kuşların güneşin kendi yörüngesi üzerindeki hareketini fark
ettiklerini, buna bağlı olarak konumlarını belirleyebildikleri
sonucuna vardı. Özellikle gece de göçlerini sürdüren bazı kuş
türleri üzerinde yapılan araştırmalar ise, bu kuşların yönlerini
yıldızlara bakarak saptayabildiklerini ortaya çıkarttı. Ancak
burada kuşlar eski gemiciler gibi kutup yıldızına bakıp ya da
herhangi bir yıldıza bakıp yön belirlemiyorlar, gökyüzünün genel
konumuna göre yön tayin ediyorlardı. Sarıasma ( Oriolus oriolus )
kuşları, yapay bir ortamda sonbahar gökyüzü görünümü altında
yetiştirilmişlerdir. Bu kuşların sonradan yapılan deneylerde bu
yapay gökyüzüne göre yönlerini bulabildikleri saptanmıştır.
GÜVERCİNLER DÜNYANIN MANYETİK ALANINI
KULLANIYOR
Yukarıda anlatılanlara benzer şekilde yapılan
bir çok deney, kuşların gökyüzüne bakarak güneş ve yıldızların
konumuna göre yön saptayabildiklerini göstermiştir. Ancak gözleri
lensle kapatılan güvercinlerin de yönlerini bulabilmiş olması veya
gece göç eden kuşların kapalı havalarda yönlerini şaşırmamış
olmaları gibi durumlar kuşların farklı bir yön bulma mekanizmasını
da kullandıklarını göstermektedir. Peki bu mekanizma ne olabilir?
Yapılan araştırmalar, dünyanın manyetik alanının kuşlar tarafından
yön bulmak amacı ile kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Kuşlar
yer kürenin manyetik alanından yararlanarak yön bulma yetisi
geliştirmişlerdir. Kuşların bir çoğu Manyereseptör adı verilen
manyetik alan algılayıcı bir sisteme sahiptirler. Bu sistem
sayesinde kuşlar göç sırasında ya da uçurulduklarında dünyanın
değişen manyetik alanını hissederek yönlerini
belirleyebilmektedirler. Deneyler, göçmen kuşların manyetik
alandaki %2’lik bir değişimi bile algıladıklarını göstermiştir.
Özetle kuşların içinde bir tür pusula bulunmaktadır. Hayvanların
yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk
kez Rus doğa bilimci Middendrof tarafından 1947 yılında ortaya
atılmıştır. Dünyadaki manyetik alan, yer kürenin çekirdeğinde
erimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanmaktadır.
Bu manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve
atmosferden geçerek bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış
çizgileri şeklindedir. Bu aynı bir mıknatısın kutupları arasına
demir tozları serpiştirildiğinde oluşan çizgilere benzemektedir.
Gözle görünmeyen ancak varlığı deneylerle saptanabilen bu manyetik
alandan esinlenerek, yön bulmaya yarayan pusula dediğimiz aletler
icat edilmiştir. Pusulanın ibresi hep bu manyetik alan çizgilerine
paralel konumda durur ve dolayısıyla bize hep kutupları işaret
eder. Bizler ancak bir pusula yardımı ile bu doğrultuları
saptayabilirken acaba kuşlar bunu nasıl becermektedirler ?
Kuşların iç pusulası nasıl çalışmaktadır ?
KUŞLARIN İÇ PUSULASI
Kuşların Manyereseptör ( manyetik alan
algılayıcı ) bir sisteme sahip olduğunun düşünülmesi üzerine, bu
konuda araştırmalar yoğunlaştı. Bu varsayımı doğrulamak için iki
Amerikalı araştırmacı olan Walcot ve Keeton çeşitli deneyler
yaptılar. Uzaklardan uçurulduklarında yönlerini kolaylıkla
bulabilen bir dizi güvercin üzerinde yürütülen bu deneylerde, ilk
olarak güvercinlerin üzerine küçük bir mıknatıs bağlandı. Bu
şartlarda uzaktan bırakılan güvercinlerin yönlerini tamamen
şaşırdıkları gözlendi. Kuşlara bağlanan mıknatısın kuşların iç
pusulası üzerinde saptırıcı etki yaptığının saptanması, aynı
zamanda böyle bir sistemin varlığını da kanıtlamaktaydı. Bu olayın
belirlenmesi üzerine bu doğrultudaki araştırmalar hız kazandı.
Bugün, jeomanyetik alandaki değişmelerin, güneşteki patlamalar ve
bazı değişikliklerin yeryüzündeki biyolojik sistemleri olumsuz
etkilediğini bilmekteyiz. Jeomanyetik fırtınaya yakalanan bazı
güvercinlerin yönlerini şaşırdıkları gözlenmiştir. Bu tür
değişimlerin özellikle göçmen kuşların göç yollarını
şaşırmasından, balinaların karaya vurmasına kadar bir çok değişime
yol açtığı bilinmektedir.
MANYERESEPTÖR NASIL ÇALIŞMAKTADIR ?
Yeryüzündeki manyetik akım çizgileri,
jeomanyetik ekvatorda yatay durumdayken, kuzeye ve güneye doğru
gidildikçe daha dik açılarla kesişir konuma gelir. Alanın şiddeti
kutuplara yaklaşıldıkça artar. Ekvatorda ise daha zayıftır.
Dünyada yaşayan bazı canlıların bu alanın şiddetini ve eğim
açısını saptayabilen Manyereseptör adı verilen alıcılara sahip
olduğu deneylerle belirlenmiştir. Bu alıcılara sahip canlıların bu
sistemi yer küre üzerinde alan bulmakta kullandıkları
saptanmıştır. Bu tür alıcılara sahip olan canlılar arasında bazı
mikroorganizmalar, kuşlar, balinalar, bazı balıklar bulunmaktadır.
Bir tür iç pusula olarak adlandırabileceğimiz bu sistem,
güvercinlerde sinir sistemine yuvalanmış küçük manyetik mineral
birikimleri ile sağlanmaktadır. Güvercinlerin kafatasları ile
beyinleri arasında bulunan bu ferromanyetik tanecikler, yerin
manyetik alanına karşı duyarlı birimlerdir. Pusulanın ibresi gibi
düşünebileceğimiz bu mineral tanecikleri, yeryüzünün manyetik
alanındaki değişimlerden etkilenmekte ve ilişikte bulundukları
sinir hücrelerinde bir implus ( uyarı ) meydana getirmektedirler.
Bu impluslar sinir sistemi aracılığı ile beyine iletilmekte ve
güvercin gerekli hareketleri gerçekleştirmektedir. Amerikalı
araştırmacılar olan Walcot ve Keeton bu konuda yaptıkları bir
deneyde, her tarafı kapalı bir kafes içine koydukları saka kuşunu
( Carduelis carduelis ) Helmholtz bobini olarak adlandırılan
manyetik alan yaratıcı bir sistemin merkezine yerleştirdiler. Bu
sistem sayesinde manyetik alanın yoğunluğunu değiştirmeksizin
alanın yönünü değiştirmek olanaklıydı. Alanın yönünü sürekli
değiştirerek saka kuşunun davranışlarını gözlediler. Saka kuşu
manyetik alanın yönü her değiştirildiğinde kendini yeni yöne göre
ayarlıyordu. Bütün bu araştırmalar kuşların manyetik alandan
yararlandığını ortaya koymaktadır.
SİSTEMİN YANILGI NOKTALARI
Bu sistem çok mükemmel gibi görünse de bazen
yanılmaktadır. Özellikle manyetik alanı algılayamayacak şekilde
uzaktan bırakılma, “lokal manyetik anormaller” olarak
adlandırabileceğimiz demir yatakları, madenler, jeomanyetik
alandaki değişime neden olan olaylar, fırtınalar hatta güneşteki
patlamalar bile sistemin aksamasına neden olabilmektedir. Neyse
ki, kuşlar sadece bu sistemden yararlanarak yön
belirlememektedirler. Aslında kuşlar yön bulmakta güneş ve
yıldızların konumlarını da kullanmaktadırlar. Bu nedenle esasen
iki tane iç pusuladan bahsetmek belki de daha doğru olacaktır.
Yeryüzünün manyetik alanının yön belirlemede kullanılmasını
sağlayan bu sistem göçmen kuşların tümünde hatta bütün kuşlarda
varmış gibi görünmektedir. Ancak her kuşun bu sistemi kullanma
şekli farklıdır. Her iki sistemin ( pusulanın ) birbiri ile
çeliştiği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Hangi pusulanın
kullanılacağı kuş türüne ve göç yollarına göre değişmektedir.
Düzenli olarak yükseklerde uçan kuşlarda yıldız sistemi daha
öncelikli kullanıldığı sanılmakla birlikte, çelişkili durumlarda
manyetik pusulanın ön planda geçtiği düşünülmektedir. Bu konuda
Bozötleğen ( Sylvia borin ) kuşlarının yavruları ile yapılan bir
deneyde, kuşlar aynı yapay yıldız görüntülerinin bulunduğu iki
farklı ortamda yetiştirilmişlerdir. Ortamlardan birinde manyetik
alan bulunmakta, diğerinde ise bulunmamaktadır. Büyüyen kuşlar
daha sonra doğaya salıverilmişlerdir. Manyetik alan bulunan
ortamda yetiştirilenler doğru yöne yönelirlerken, manyetik alan
bulunmayan ortamda yetiştirilenler yanlış yöne yönelmişlerdir.
Deney sonuçları kuşların çelişkiye düştükleri durumlarda manyetik
bilginin, yıldızlardan gelen bilginin önüne geçtiğini
göstermektedir. Ancak son yıllarda bu konuda yepyeni teoriler
ortaya atılmıştır. Posta güvercinleri ile yapılan deneyler, bu
güvercinlerin yukarıda aktardığımız sistemlerin yanı sıra farklı
bazı sistemleri daha kullandıklarını ortaya koymaktadır.
KOKU TEORİSİ
1947 yılında geliştirilen manyetik alan
varsayımı uzun yıllar genel kabul görmüştür. Ancak son dönemde bu
konuda yeni bir varsayım daha ortaya atılmıştır. Bu varsayıma göre
güvercinler, koku duyguları sayesinde hedeflerine
ulaşabilmektedirler. Koku varsayımı ilk kez 1972 yılında F. Papi
tarafından ileri sürülmüş ve 1980 yılında Almanya’da Hans Wallraff
tarafından hafifçe değiştirilerek son halini almıştır. Bu
varsayıma göre her coğrafi bölgenin uçucu maddelerden oluşan
kendine özgü bir kokusu vardır. Yapılan araştırmalar güvercinlerin
yön bulmasına yarayan kokuların havada aeresol halinde değil,
molekül halinde bulunduklarını ortaya çıkartmıştır. Posta
güvercinlerinin bu kokuları tek tek tanıdıkları düşünülmektedir.
Bu güvercinlerin yavrularının bile farklı yönden esen rüzgarların,
farklı kokular taşıdığını daha uçmaya başlamadan öğrendiği ve
yaşadığı bölgenin bir koku haritasını çıkarttığı kabul
edilmektedir. Uçmaya başladıktan sonra ise, farklı bölgelerin
kokularının bu haritaya ilave edilerek haritanın geliştirildiği
varsayılmaktadır. Bu konuda bir çok deney yapılmakta ve varsayım
desteklenmeye çalışılmaktadır. Özellikle koku alma duyuları geçici
olarak köreltilen güvercinlerin tanımadıkları bir bölgeden geri
dönemedikleri gözlenmiştir. Ancak bölgeyi önceden tanıyorlarsa
geri gelebilmektedirler. Bugün koku varsayımı genel olarak kabul
edilen bir görüş durumundadır. Ancak diğer yön bulma yetileri ile
birlikte ve duruma göre kullanıldığı düşünülmektedir. Bu konudaki
çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir.
ARAŞTIRAN VE DERLEYEN
YAVUZ İŞÇEN / ANKARA
MART 2004
E-MAİL : boletus@mynet.com