Bu isimlerin çoğunu, hayvanların uçuşları
verir. Örneğin Tak Tak ve Şak Şak sesleri, hayvanların uçarken
kanatları ile çıkardıkları seslerdir. Yapışkan adı belki de dikey
olarak tırmanabilmesinden dolayı denmiştir. Dönek adı en fazla
Doğu Anadolu’da yaygındır. Dönmek veya takla atmak manasını taşır.
Bu türün menşei bilinmemektedir. Fakat güvercinlerin, çok eski
yüzyıllarda Doğu Anadolu Bölgesi’nden, İran, Irak ve Suriye’den
geldikleri tahmin edilmektedir. Sonuçta Güneydoğu Anadolu’da
evcilleştirilmiş ve yetiştirilmiştir. Bundan dolayı bu türe
Mardin’in adı verilmiştir. Buradan yayılarak batıya ve kuzeye
gitmişlerdir. Bugün hala Mardin adı, bu tür güvercinlerin adı
olarak kullanılmaktadır. Belki biz Avrupalılar için de, parende
atmak manasını taşıyan Takla adını kullanmak daha yerinde olur.
Takla güvercinleri son 10-15 yıl içinde
Avrupa’da çok ilgi gördüler. DFC Gazetesinin haberine göre
akrobasi uçuşu yapan güvercinler, 20 yıl öncesine kadar güvercin
sever Reber sayesinde bilinirdi. Daha sonraları dikey olarak uçan
bu türün var olduğu görüldü. Takip eden yıllarda güvercin sever
İhsan Kandil tarafından Akrobasi Güvercini olarak vasıflandırıldı.
Takla atan güvercinleri ilk kez bir halde (gösteri alanı) gören
seyirciler hayran kaldılar.
Bu hayranlık çok çeşitli güvercin
yetiştiricisinin ticaretini etkiledi. Fakat insanlar burada
gördükleri şeyi daha sonra görebildiler mi? Çünkü özellikle arzu
edilen uçuş, uzun süre ve sabır gerektiren bir prosedür
gerektirir. Bazı insanlar bunu kolayca gerçekleştirir. Güvercinler
alışılageldiği gibi uçarlar (dönerek). İyi dönenler alıkonulur ve
doğrusal uçanlar, eğitimleri için uzun süre meşguliyet
gerektiğinden dolayı bertaraf edilirler. Takla atmaları da
beklenmez.
Bu hayranlık çok çeşitli güvercin
yetiştiricisinin ticaretini etkiledi. Fakat insanlar burada
gördükleri şeyi daha sonra görebildiler mi? Çünkü özellikle arzu
edilen uçuş, uzun süre ve sabır gerektiren bir prosedür
gerektirir. Bazı insanlar bunu kolayca gerçekleştirir. Güvercinler
alışılageldiği gibi uçarlar (dönerek). İyi dönenler alıkonulur ve
doğrusal uçanlar, eğitimleri için uzun süre meşguliyet
gerektiğinden dolayı bertaraf edilirler. Takla atmaları da
beklenmez.
Takla güvercinleri orta büyüklükte, yumuşak,
sessiz ve evcil olup, orta kalınlıkta gagası olan güvercinlerdir.
Topuklarının üzerine kadar güzel renklilik (çorap gibi) paça
vardır. Genellikle karanfil gagalıdır. Midye kabuğuna benzerliği
ile hayranlık uyandırırlar. Renkleri koyu mavi tonları (gök) be
buz rengi tonlarıdır. Genellikle şu renklere rastlanılır; koyu
mavi-dövmeli, beyaz, parlak siyah, kahverengi ve sarı tonları ve
çok renkli. Alt ve göğüs çizgileri, beyaz kuyruk gibi.
Yavru haldeki güvercinler 5-6 haftada
elverişliliğini ortaya koyar. Üç tane olurlarsa gençlik
dönemlerini zorluk yaşamadan geçerler. Bunlar için yerden ayağa
kalkmalarını engelleyen yuvalar hazırlanır. Üç kat yuva yerden üst
üste konulabilir. Daha yüksek olursa yerde denge kurulması zor
olabilir.
Yuvalar alçak olursa, yavrular yem yemeye
vaktinden önce başlarlar ve kendi kendilerine yemeği daha çabuk
öğrenirler. 30 gün sonra ebeveynlerinden ayrılabilir ve genç
hayvan kafesine konur. Günde 1-2 defa kapı önüne yere bırakılır.
Daha sonraları sadece yerde durur. Oradan kendi desteğini çeker.
Sonraki 2-3 haftada, kendi kendine uçmayı deneyinceye kadar, yerde
ürkütülmeden dolaşması sağlanır. Daha sonra yetişkin ve uçabilen
bir güvercinle birlikte, uçmayı öğrenmesi için birebir bırakılır.
İlk uçuşta alkış sesi duyulabilir. Daha sonra göğüs dairesi
ekseninde dönme denemeleri gözlenir. Sonraki haftalarda takla
atmayı öğrenir.
Uçmaya başladıktan sonra, ara vermeksizin her
gün uçurulmalıdır. Aksi halde birkaç gün dinlenirse, bazı
güvercinler uçma esnasında takla atabilirler. Böyle olunca
yönlerini kaybedebilirler. Daha sonra takla atarak uçabilirler.
Böylece en iyi hayvanlar kaybedilebilir. Boyunları ekseninde
dönmeleri fazla olursa yere düşebilirler. Bunların özellikle dönen
güvercin yetiştiricileri tarafından bilinmesi gerekir.
Genç hayvanlar ilk uçuştan 2-3 ay sonra
dairesel dönüşlere başlar. (takla dönüşlere başlamadan önce) kanat
çırparak yukarıya doğru dikey uçar.
Ancak böyle takla atabilir. Yani atmadan önce
2-3 metre yükselir. Sonra takla atar. Buna ‘hava fişeği’ veya
‘şandel çekmek’ denir. Çoğu birkaç uçuştan sonra 10 metreye kadar
yükselir. Bu arada 2-3 takla atar. Bu tür hayvanlar özel uçuşlar
içindir. Hava fişeği uçuşu yapan bu hayvanlar tek başlarına birkaç
dakika uçarlar, sonra diğerleri gibi yere inerler. Uçan hayvan
bunu fark edince diğer güvercinlerin yanına, yere inmeyi dener.
Hava fişeği uçuşunu öğrendiği için önce bir hamlede yere
inemeyebilir. Önce dikey olarak yükselip sonra takla atarak
inerler.
Bazıları vida gibi dönerek hava fişeği uçuşu
esnasında takla atarlar. Bu türün birkaç temsilcisi hava fişeği
esnasında havada fazla yükselmeden 10-15 takla atarlar. Türklere
göre ne kadar fazla takla atarsa o kadar değerlidir. Uçuş,
kondisyon ve hava şartlarına göre 10 dakika ile 5 saat arasında
sürebilir.
Asgari uçuş süresi bir saat, azami bir buçuk
saat olmalıdır. Bundan fazlası hayvan için yorucu, yetiştirici
içinse sıkıcı olur. Yani bakıcı, hayvana bu kadar bağlı olunca
bakımdan şikayetçi olabilir.
Uçuş denemesi yapmış olan hayvanlar bakıma
alınmalıdır. Türkiye’de en erken 2-3 yıllık hayvanlar bakıma
alınmaktadır. Bunlar uçuşta korunmuş ve bakıma alınmış
hayvanlardır.
Tüy değiştirme döneminde hayvanlar asabi
olacağı için ve hayvanlara acı verebileceği için mümkünse
uçurulmamalıdır. Çünkü tüy dökümü, sakin bir şekilde olursa uçma
yetenekleri daha da artar.
Ekim 1991’ de her zamanki gibi tatilimi yine
Türkiye’de geçirdim. Dört haftanın ancak iki haftası evdeydim.
Diğer iki haftası, güvercinleri tanımak için yetiştiricilerin
yanında geçti. Bu türleri çocukluğumdan beri tanımama rağmen,
cevaplamak istediğim birçok soru hala açık durumdaydı. Arkadaşım
Talih Eroğlu ile birlikte, 60 km. uzaklıkta bulunan bir şehre
gittik. Çünkü birkaç yıl önce, bakımım altındaki hayvanları, Talih
sayesinde arkadaşı Halil’den almıştım. Kamyonuyla Türkiye’nin
birçok yerini gezen yerli bir yetiştiriciden, takla
yetiştiriciliğinin sadece Türkiye’de olduğunu öğrendik. Halil’in
bu bilgileri ve bizi davet etmesi gitmemiz için yeterli bir
sebepti.
Halil, arkadaşına bizim isteğimizi bildirdi.
Önce Halil’in hayvanlarını gözlemledik. Bu hayvanlar apartmanın
bodrumunda yetiştiriliyordu. Güvercinler pencereden gidip
gelebiliyorlardı. Takla güvercinlerinin bir metre yüksekliğinden
dışarı ve içeri gidip gelmeleri beni şaşırtmıştı. Pencerenin
üzerine, balkon branda örtüsü vardı, böylece güvercinler yükseğe
uçamıyordu.
Öğleden sonra güvercin sever Sabri’yi ziyaret
ettik. Biz oraya vardığımızda güvercinleri yerde dolaşıyordu. Uzun
bir konuşmadan sonra bizim doğal olarak sabırsızlıkla beklediğimiz
gibi, yetiştirdiği güvercinlerden birini uçurmak istedi. Önce
bütün sürüyü kafese doldurdu. Genç bir güvercini dışarı aldı ve
yere bıraktı. Sopayla hafifçe dürttü, güvercin hemen hava fişeği
hareketine başladı, kanat çırparak 20 metre yüksekliğe kadar
çıktı, sonra takla atmaya başladı. Tekrar 15 metre yükseldi ve
takla atarak yine alçaldı, tekrar 35-40 metre yükseğe çıktı ve
dairesel dönmeye başladı. Çeyrek dakikada bir şahin gibi
kanatlarını açarak yerde olan güvercinlerin yanına alçaldı, yere
yaklaştıktan sonra durdu ve hemen takla atmaya başladı (buna taban
takla adı verilmektedir). Üç takladan sonra, makine dişlisi gibi
ses çıkararak yükseldi.
Bu uçuş sitilini 1 saat boyunca tekrarladı,
sonra bir takla atarak yerdeki diğer güvercinlerin yanına indi.
Kanatlarını açarak her inmesinde yere konacağını sandım, çünkü
yere 50 cm. kadar iniyordu ve tekrar çırpınarak yükseliyordu. Ben
daha önce bir tanesini görmüştüm beni bunun kadar hayran
bırakmamıştı. Özellikle yaptığı taban taklanın değeri biçilmezdi.
Bunlar mücevher gibi özel yerde muhafaza edilmeliydi.
Öğleden sonra hep birlikte 50 dönümlük
arazisinin bulunduğu yüksekçe bir köye gittik. Burada bir ahır
vardı. Güvercinlerin yetiştirildiği yapı 150 cm. yüksekliğinde
yoktu ve balçıktan yapılmıştı. Hücreleri (yuva) meyve dalları gibi
basit malzemeden yapılmıştı. Bakımı gerçekten dikkate şayandı.
Öğleden sonra başka bir köye gittik. Uzun bir
aramadan sonra oradaki takla yetiştiricisini bulduk. Bize, yol
kenarında boş bir yerde beklememizi söyledi. Birkaç dakika sonra
elinde bastonuyla dar bir sokakta güvercinleri boş bir araziye
doğru sürdüğünü gördük (kuzu sürüsü gibi). Biraz sonra onu göremez
oldum, çünkü taklacıların uçtuğu bu arazi evden 50 metre uzakta
idi. İçlerinden bazıları üç kuşaklıydı ve limon rengindeydi. Bu
türler orada daha değerli kabul edilir. Uzun süren sohbetten sonra
güvercinleri tekrar kafese sürdü. Bu güvercinlere çok bağlı
olunursa her halükarda uçurulabileceğini düşündüm. Sadece bunu
istemek ve kendini hazırlamak gerekliydi. Güvercini sadece bir
yere alıştırmak ve orada uçmalarını sağlamak dahice bir
düşünceydi.
Türkiye’deki yetiştiriciler her yıl turnuva
düzenliyorlar ve orada büyük paralar dönüyor.
Uzun süren konuşmalardan sonra aklıma birkaç
soru takıldı. Hiçbir yetiştirici gizli sırlarını vermemişti.
Sonuç olarak bütün takla ve mardin
yetiştiricilerini ve yetiştirici olmak isteyenleri, hava fişeği
eğitimi verdirmeye davet ediyorum. Çünkü yüzyıllardan beri bu tür
güvercinleri doğru yetiştiremedik. Bundan sonra da uçuş
özelliklerinin acemice sürdürülmesine izin vermemeliyiz.
Bu makale Kemal Öncel tarafından bir Alman
dergisinden çevrilmiştir.