Bugün, her yıl milyarlarca kuşun ilkbahar ve
sonbaharınbaşlarındabinlerce kilometrelik göçlerine başladıklarını
biliyoruz. Hem Avrasya'dan, hem Kuzey Amerika'dan toplam 400 türe
ait 10 milyar kuşun kışı Afrika'da veya Orta ve Güney
Amerika'dageçirdikleri saptanmış bulunuyor. Göç sayesinde kuşlar,
yıl boyu aktif kalarak dünyanın farklı yörelerindeki mevsimlik
beslenme ve yuvalanma olanaklarından yararlanıyorlar. Bu açık
avantaja karşın, göçün maliyeti ağır olduğu gibi bu kadar uzun
soluklu bir yolculuğun üstesinden gelebilmek için kuşta köklü
fizyolojik değişimler gerekiyor.
KUŞLAR NEDEN GÖÇ EDERLER?
Bu sorun, hala ornitolojide (kuş bilimi) en zorlu sorulardan
birisi. Genellikle kuş göçleri üreme ve üreme dışı dönemlerin aynı
bölgede geçirilmesinin avantajlı ya da mümkün olmadığı durumlarda
görülür. Ancak, bazen daha yakındaelverişli kışlama alanları
varken türün neden binlerce kilometre öteye göç ettiğini açıklamak
her zaman kolay değil. Göç, olanca risklerine karşın hala
vazgeçilemediğine göre kuşlara hatırı sayılır yararlar sağlıyor
olmalı. Uzun göç yolculuğu, tamamlamak için harcanan enerjinin
yanısıra yorgunluk, kaybolma, yırtıcılara yem olma gibi riskleri
nedeniyle tehlikeli bir girişim. Kuzey Yarımküre'den güneye göçen
küçük kuşların yarısından fazlası asla geri dönmüyor. Örneğin
diğer akrabalarının aksine çok daha geç, Ağustos ayında yuva yapan
Ada Doğanı bu gibi küçük göçmenlerle beslenerek yaşamak için
evrilmiş bir yırtıcı. Buna, insanoğlunun ve olumsuz hava
koşullarının etkilerini eklersek göç ve kışlama sırasında ölüm
oranının yüksekliği bizi şaşırtmamalı.
Kuşların, kış aylarının olumsuz çevre koşullarından güneye
kaçmaları kolay anlaşılsa da belki de daha ilginç bir soru neden
uygun koşullar tropikal bölgelerde yıl boyu hüküm sürdüğü halde
tekrar kuzeye döndükleri. Burada önemli nokta, her ne kadar kış
boyunca düşmanca koşullar hüküm sürse de, kuzey enlemlerinde
ilkbahar ve yaz ayları boyunca üremek için tropikal bölgelere göre
daha uygun özelliklerin bulunması. Tropikal enlemlerde gece-gündüz
uzunluğu neredeyse sabit olduğu halde, ilkbahar ve yaz boyunca
kuzey enlemlerde gündüzler gecelerden belirgin derecede uzun.
Diğer taraftan ılıman ve tropikal bölgelerde yerli kuş
popülasyonlarının yoğunluğu özellikle üreme sırasında yüksek
rekabet oluştururken, daha az türe sahip kuzey enlemlerinde bu
rekabet daha düşük. Bu bakış açısına göre, kuzey enlemlerdeki çoğu
göçmen kuş türleri kuzeydeki geçici yaz bolluğundan faydalanan
tropikal kökenli kuşlardır.
Aynı türün farklı coğrafyalarda yaşayan toplulukları göç
davranışını sonradan kazanabilir ya da kaybedebilirler. Örneğin
Küçük İskete son yüzyıl içinde Akdeniz havzasından kuzeye,
Avrupa'ya yayıldı. Atasal Akdeniz toplulukları yerliyken, yeni
kuzey popülasyonları artık göçmen oldular. Tam tersine bir
gelişme, Güney Afrika'da kışlayan Kara Leylek ve Arıkuşu gibi bazı
göçmen türlerinin bir kısmının artık oarada üreyen yerli türlere
dönüşmeleri.
Genel olarak, tropikal bölgeye göç eden kuşlar geride ılıman
bölgede kalanlara göre kışı daha iyi atlatırken, geride kalan
yerli türler üreme açısından göçmenlerden daha başarılı oldular.
Tropikal bölgelerdeki yerli türler ise uzun yaşamayı düşük üremeye
feda ederler. Kurdukları yuvaların pek azı başarılıdır, yavru
sayıları düşüktür ve her çift yılda birçok kere üremeyi dener, ama
erginler uzun ömürlüdürler.
Göç, yerel koşullar yakındaki yörelere fırsatçı hareketleri teşvik
ettiği durumlarda evrilir. Popülasyonun sadece bir kısmında
başlayan bu davranış eğer avantajlı ise, bir süre sonra göç
etmeyen toplulukların yeryüzünden silinmesi sonucunda o türün tüm
bireyleri için bir kural haline gelir.
FARKLI GÖÇ ŞEKİLLERİ
Farklı türlerin kışlama ve üreme alanları arasında izledikleri
rota ya da kışlama alanlarında yerleşme şekilleri değişik göç
şekilleri oluşturuyor. En belirgin farklılıklardan biri süzülen
kuşlarla, kanat çırpan aktif uçucular arasında. Uçabilmek için
termallere bağımlı süzülen kuşlar, geniş su kitlelerini
aşamadıklarından kıyı kenarını izleyerek gündüzleri uçarlar ve
denizleri karaların birbirlerine en çok yaklaştıkları bölgelerden
geçerler. Diğer taraftan pek çok ötücü kuş, yağmurcun ve su kuşu
yer şekillerine bağlı kalmaksızın geniş bir cephe şeklinde
geceleri göç ederler.
SÜPER YAKIT: İÇYAĞI
Göç eden kuşların büyük çoğunluğu bir seferde uzun mesafeleri
aşabilmek için deri altında yağ depolar. Yağ parçalandığında, aynı
miktarda karbonhidrat veya proteinle karşılaştırılırsa onların iki
katı enerji ve su üretir. Biriktirilen yağ, bazen vücut
ağırlığının iki katına çıkmasına neden olabilir. Bu denli çok
yağın kısa sürede biriktirilebilmesi için uygun metabolik ve
davranışsal değişikliklerin oluşması gerekiyor. Bu değişiklikler
arasında aşırı yeme (hiperfagi), metabolizmalarının nitelik
değiştirmesi, iç organların bazılarının küçülmesi sayılabilir.
Yağ, normal zamanlarda küçük kuşların vücutlarının % 3 ila %5'ine
karşılık gelir. Oysa göç sırasında bu değer %25'e, bazı kuşlarında
%45' ulaşabiliyor.
Yapılan araştırmalar, küçük kuşların bir saatlik bir uçuş
sırasında vücut ağırlıklarının yaklaşık %1'ini kaybettiklerini
göstermiş. Ünlü göç araştırmacısı Peter Berthold, ağırlının %40'ı
yağ olan bir göçmen kuşun 100 saat boyunca durmadan uçabileceğini
ve bu süre zarfında 2500 km. yol katedeceğini hesaplamış. Yakıtı
tasarruflu kullanma açısından hiçbir insan yapısı motor kuşların
metabolizmasıyla baş edemez!
GÖÇÜN ZAMANLAMASI
Ankara'da her yıl Mart'ın 15'i civarında leylekleri görmek o kadar
doğaldır ki neredeyse takviminizi onların gelişine göre
ayarlayabilirsiniz. Kuşların iç ritimleri, onlara yılın hangi
döneminde olduklarını oldukça hassas biçimde anlatır. Yabani
kuşları kafeslerde besleyen meraklıların en az 200 yıldan beri
bildikleri 'yol huzursuzluğu' değişen gün uzunluğunun kuşun
hormonları üzerinde yarattığı etkinin en belirgin sonuçlarından.
Güneşin batımıyla birlikte kafesteki kuş, göç etmesi gereken yöne
doğru durmaksızın hamle yaparak içgüdülerine karşı koyamaz.
Göçmen kuşlar aynı zamanda hava koşullarını da dikkate alırlar.
Uygun hava basıncı ve rüzgar koşulları oluşmadıkça uzun süreli bir
yolculuğa çıkmazlar. Bu bilgileri nasıl elde ettikleri tam olarak
anlaşılamamıştır, ancak düşük frekanslı sesleri duyabilmeleri ve
hava basıncını algılayabilmeleri gibi özelliklerini kullandıkları
sanılmakta.
YÖN BULMA
Başta posta güvercinleri üzerinde yapılan araştırmalar sayesinde
bugün kuşlarda yön bulmanın temelini biliyoruz. Örneğin. birçok
kuş türünün tepeler, vadiler, hatta büyük kentlerdeki gökdelenler
gibi görsel işaretleri hatırladıkları ve kullandıkları ortaya
konulmuş. Ancak onlar için asıl yön gösterici, aynen bir
zamanların deneyimli denizcileri için olduğu gibi güneş ve
yıldızlar. Göç sırasında kuşlar kalıtsal olarak gidecekleri yönü
gündüzleri güneşin durumuna bakarak saptayabilirler. 1950'lerden
başlayarak yapılan deneylerde, kuşların içsel saatlerine göre
güneşin hangi yönde olduğunu saptayabildikleri gösterilmiş. Bu
deneylerde kullanılan bireyler, yapay bir ışıklandırma rejimi ile
günün aydınlık ve karanlık dönemleri doğal güne göre birkaç saat
kaydırılmış bir kafes ortamına yerleştirilmişler. Sonbaharda
güneye uçmaları gereken bu kuşlar, kendi iç saatlerine göre
günortası (saat 12), gerçekte ise akşamüstü saat 18 iken güneşi
gördükleri zaman açıkça batıya - yani güneşin öğlen saatinde
olduğunu sandıkları konuma - yönelmişler. Kuşlar aynı
zamandadünyanın kendi etrafında dönmesinden kaynaklanan, güneşin
konumunun her saat 15 derece kadar değişmesini de dikkate
alabilirler.
Gece göç eden kuşlar ise, yıldızların konumuna bakarak yönlerini
saptarlar. Planetaryumlarda (tavanına gece gökyüzü görüntüsü
yansıtılabilen daire biçimli kapalı salon) yapılan deneylerde,
yapay olarak kuzey-güney ekseni 180 derece döndürüldüğünde
kuşların da yönlerini aynı şekilde çevirdikleri görülmüş.
Kuşbilimci Stephen Emlen yavru kiraz kuşları üzerinde yaptığı ve
sırayla belli takımyıldızların görünmelerini engellediği titiz
deneylerle kuşların hangi yıldızları kullandıklarını araştırmış.
Deneyler sonucu, yavruların Kutup Yıldızı yerineBüyük Ayı, Küçük
Ayı, Draco, Cepheus ve Cassopeia takım yıldızlarının konumlarını
daha henüz yuvadayken ezberledikleri anlaşılmış. Emlen bir başka
deneyinde de güneşin süreleri üzerinde oynayarak kafesteki
kuşların bir bölümüne sonbaharda, diğer bölümüne ilkbaharda
oldukları izlenimini vermiş. Her iki grup, planateryumda aynı gece
gökyüzünün altına konduklarında bir grup kuzeye, öteki grup güneye
yönelmişler!
Havanın kapalı olduğu zamanlarda da başarıyla yön bulan kuşların
varlığı, araştırmacılara kuşların yön tayininde bilmediğimiz başka
bir duyuları olduğunu düşündürür. Nitekim, aralarında güvercinin
de bulunduğu bazı türlerin yerkürenin manyetik alanını
algılayabildikleri gösterilmiş. Karıkoca araştırmacılar Wiltschko
ve Wiltschko'nun öncülük ettiği deneylerde, kafalarının yakınına
ters manyetik alan oluşturulması güvercinlerin beklenenin tam
tersi yöne gitmelerine neden olmuş.
C.CAN BİLGİN