|
Bir olaylar zinciri şeklinde ortaya çıkan
her bir süreç, ister biyoloji, ister kimya veya fizik
bilimlerini ilgilendirsin, "enerjinin korunumu prensibi"ne
uygun olarak gelişir. Bunu özetle "belli bir işin
yapılabilmesi için belirlenmiş miktarda enerji gereklidir"
şeklinde de anlatabiliriz. Enerjinin korunumu prensibinin
çarpıcı bir örneğini, kuşların uçuşunu gözlemlediğinizde
bulabilirsiniz. Göçmen kuşların, uçuşa başlamadan önce,
yolculuklarını tamamlamalarını sağlayacak miktarda enerji
depolamaları şarttır. Buna karşın, uçmanın bir diğer şartı da
mümkün olduğunca hafif olabilmektir. Uçabilmek için, bedeli ne
olursa olsun fazla kilolardan kaçınılmalıdır.
Bu arada yakıtın da mümkün olduğunca
verimli olması şarttır. Yani yakıt minimum ağırlıkta
tutulurken, verdiği enerjinin maksimum olması gereklidir.
Bunların hepsi kuşlar için çözümlenmiş olması gereken
problemlerdir. İlk adım en ekonomik uçuş hızının tespit
edilmesidir. Eğer kuş çok yavaş uçacak olsa, havada asılı
kalması için çok enerji sarf etmesi gerekecektir. Çok hızlı
uçacak olsa, bu sefer de meydana gelen hava direncini aşmak
için çok yakıt tüketmesi gerekecektir. Bu durumda yakıtın en
az tüketilmesi için ideal değerde bir uçuş hızının gerektiğini
görürüz. Bu arada şunu da hatırlatmak gerekir ki,
iskeletlerinin ve kanatlarının aerodinamik yapılarındaki
farklılar nedeniyle her kuş için farklı bir ideal hız
geçerlidir. Bu enerji sorununu altın yağmur kuşu (Pluvialis
dominica fulva) üzerinde inceleyelim: Bu kuş, kışı geçirmek
için her yıl Alaska'dan Hawaii'ye göç eder. Durmaksızın
yaptığı uçuşu sırasında rotası üzerinde hiç ada bulunmaz.
Dolayısıyla kuşun uzun yolculuğu sırasında hiçbir dinlenme
imkanı yoktur. Varış, başlangıç noktasından 4000 km uzaktadır
ve bu mesafe aralıksız yaklaşık 250 bin kanat çırpışını
gerektirir. Yolculuğun tümü 88 saaten fazla sürer. Kuşun
yolculuğa başlarken ağırlığı 200 gramdır. Bunun 70 gramı,
yolda yakıt olarak kullanılacak yağlardan oluşur. Ancak kuş
bilimciler, bir altın yağmur kuşunun bir saat uçmak için
harcadığı enerjiyi tespit etmiş ve kuşun 88 saatlik uçuş için
en az 82 gram yakıt harcayacağı sonucuna varmışlardır. Yani
kuşun 12 gramlık bir açığı vardır ve hesaplara göre Hawai'ye
varmadan yüzlerce kilometre önce enerjisinin bitmesi ve denize
düşmesi gerekmektedir. Ama bu hesaba rağmen altın yağmur
kuşları hiçbir zaman denize düşmez ve her sene başarıyla
Hawai'ye ulaşır.
Peki bu canlıların sırrı nedir? Bu kuşları
yaratan Allah, onlara uçuşlarını kolaylaştıracak ve
verimlileştirecek bir yöntem ilham etmiştir. Kuşlar
gelişigüzel bir şekilde değil, sürü halinde uçar. Uçarken de
hepsi belirli bir sıraya girer ve havada bir "V" şekli
oluşturur. Bu V şekli, karşılaştıkları hava direncini azaltır.
Bu uçuş düzeni o kadar etkilidir ki, kuşlar bu sayede yaklaşık
% 23'lük bir enerji tasarrufu sağlar. Bu şekilde, yere
indiklerinde fazladan 6-7 gram daha yağları kalmış olur. Bu
artan yağ ise gereksiz değildir; rüzgarların ters yönden
esmesi durumunda kullanılacak yedek yakıttır. Bu olağanüstü
durum karşısında şu soruları sormak gerekir:
Uçuş için ne kadar yağ gerektiğini kuş nereden bilir?
Bu kadar yağı tam yolculuk öncesi nasıl ayarlayabilir?
Uçuş mesafesini ve tam olarak ne kadar yakıt tüketileceğini
nasıl hesaplar?
Kuş Hawai'nin Alaska'dan daha iyi koşullarda olduğunu nereden
bilir?
Kuşların bu bilgilere ulaşmaları, bunlara
uygun hesaplar yapmaları ve bu hesaplara uygun toplu uçuşlar
gerçekleştirmeleri imkansızdır. Bu ise, yaptıkları işlerin
gerçekte kuşlara "ilham edildiğini", bu canlıların üstün bir
güç tarafından yönlendirildiklerini gösterir. Nitekim Kuran'da
"dizi dizi uçan kuşlar"a dikkat çekilmekte ve bu canlıların
Allah'ın kendilerine ilham ettiği bir bilince sahip oldukları
haber verilmektedir: Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar
ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir.
Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir.
Allah, onların işlediklerini bilendir. (Nur Suresi, 41) Onlar,
üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları
görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan başkası
(boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.
(Mülk Suresi, 19)
Yolu nasıl buluyorlar?
Uçmak çok fazla güç gerektirir. Bu nedenle
kuşlar, vücut kütlelerine oranla en fazla kas dokusuna sahip
canlılardır. Metabolizmaları da kasların harcadığı güçle doğru
orantıda ayarlanmıştır. Bir canlının metabolik hızı, ısıdaki
10 derecelik bir artışla ortalama iki katına çıkar. Bir
serçenin 42 derecelik, bir ardıç kuşunun 43.5 derecelik vücut
sıcaklıkları ise, metobolizmalarının ne kadar hızlı
çalıştığını gösterir. Bir kara omurgalısına ancak ölüm
getirecek olan bu vücut ısısı, enerji tüketimini ve böylece
gücü artıran bir etken olarak, kuşlar için hayati önem taşır.
Kuşlar bu derece fazla enerji sarf ettikleri için, yedikleri
besinleri de çok iyi biçimde sindirecek bir yapıya sahiptir.
Kuşların sindirim sistemi, alınan besinin en verimli şekilde
değerlendirilmesini sağlar. Örneğin büyümekte olan yavru
leylek, yediği 3 kg. besinle 1 kg. ağırlık kazanır. Bu oran,
aynı besinlerle beslenen memelilerde 10 kg.'a karşılık 1 kg.
ağırlıktır. Kuşların dolaşım sistemi de, yine yüksek enerji
ihtiyacına uygun olarak yaratılmıştır. İnsanın kalbi dakikada
ortalama 78 kere çarparken, bu sayı serçede 460, sinek kuşunda
615'tir. Aktif uçma çok yüksek bir enerji gerektirdiği için,
kan dolaşımı da kara canlılarına göre çok daha hızlı
gerçekleşmektedir. Bu yüksek metabolik hız ve enerji sarfiyatı
için gerekli olan oksijen, özel "hava tipi" akciğerler
aracılığıyla vücuda alınır. Kuşlar bu denli yüksek enerji
harcarlar, ama bu enerjiyi de çok yüksek verimle kullanır.
Kara canlılarıyla karşılaştırıldığında, enerji sarfiyatları
kadar verimlilikleri de çok yüksektir. Örneğin göç sırasında
bir kırlangıç her kilometre 2.5 kilokalori harcarken, bu küçük
bir memelide 41 kilokaloridir. Kuşları kara canlılarından
ayıran bu özelliklerin hiçbiri mutasyonlarla ortaya çıkamaz.
Eğer rastgele mutasyonlarla bu özelliklerden herhangi
birisinin meydana geldiği farz edilse bile -ki bu imkansızdır-
bu özellik dahi tek başına hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Uçmak için gerekli olan yüksek miktarda enerjiyi sağlayan
metabolizmanın oluşması, hava tipi bir akciğer olmaksızın
hiçbir işe yaramayacak, aksine yetersiz oksijen alımından
dolayı canlının boğularak ölmesine yol açacaktır. Öncelikle
hava tipi akciğerin oluşması durumunda ise, canlı gereğinden
çok daha fazla oksijen alacak ve bunun sonucunda zarar
görecektir. Bir başka imkansızlık iskelet yapısından
kaynaklanır: Kuş, bir şekilde hava tipi bir akciğere ve
metabolik adaptasyonlara sahip olsa bile, yine de
havalanamayacaktır. Zira canlı ne kadar güçlü olursa olsun,
bir kara canlısının ağır ve nispeten ayrık iskelet yapısıyla
havalanması mümkün değildir. Kanatların oluşması ise, başta da
değindiğimiz gibi, apayrı ve yine kusursuz bir "tasarım"
gerektirir.
kaynak: www.hayvanlaralemi.net |