Bir gün Aphrodite ile Eros çiçek toplamak için yarışıyorlardı.
Aphrodite Peristera’nın yardımı ile yarışı kazandı. Eros’un
bu müdaheleye canı sıkıldığı için Peristera’yı güvercine
dönüştürdü. Bu ve benzeri mitoslar Yunan ve Roma
mitolojisinde oldukça sık görülür. Dinsel inanışta da
güvercinin farklı bir yeri vardır. Üç büyük dinde de güvercin
kendini gösterir. Güvercinle ilgili ilk dinsel bilgiler Tevrat’ta
yer alır. Nuh Peygamber, tufanın dinip dinmediğini anlamak
için bir güvercin uçurur. Güvercinin ağzında yaşamın
sürdüğünü müjdeleyen bir zeytin dalıyla dönmesi onun
evrensel barış simgesi olmasına yol açmıştır. Benzer biçimde
güvercinin Hıristiyanlıkta da önemli bir yeri vardır. İncil’de
Yahya tarafından vaftiz edilen Hz. İsa’nın başına “Kutsal
Ruh”un beyaz bir güvercin olarak konduğu anlatılır. Bu
nedenle güvercin Kutsal Ruh’un temsilcisidir. İslamiyet’te
Hz. Muhammed’in Kureyşlilerden kaçarken Sevr Dağı’nda
sığındığı mağaranın girişinin örümcekler tarafından ağla
kapatıldığı, bir güvercinin de orda yuva yaparak onu
kurtardığı aktarılır. İslamiyet’te aileye bağlılığın simgesi olan
güvercin, insanlar arasında gönülden gönüle sevgi taşıyan bir
hayvan olarak da bilinir.
Güvercinin bu denli önemle benimsenmesinden dolayı
onlara bir çok binada kuş evleri yapılmıştır. Anadolu’daki ilk
örnekleri 16. yüzyıldan başlayarak İstanbul, Edirne, Amasya,
Konya, Kayseri ve Niğde’deki camilerde, köprülerde,
kütüphanelerde ve sivil mimarlık yapılarında görülebilir.
Genellikle kursaklarına doldurdukları tahıl tanelerini
sindirebilmek için sık sık su içme gereksinimi duyduklarından
“su pınarlarının koruyucu kuşu” olarak da anılan
güvercinin Anadolu insanı için çok farklı bir yeri daha vardır.
Bu önem güvercin gübresinin Anadolu insanı tarafından
kullanılmasıdır. Özellikle Kapadokya Bölgesinde görülen
binlerce güvercinlik işte bu amaca hizmet eder. Kapadokya
Bölgesinde yer alan güvercinlikler genel olarak 19. ve 20.yy’a
ait olmasına karşın ender olarak 18. yy’da yapılmış örneklere
de rastlama olanağı vardır. Kapadokya’daki güvercinliklerin
en küçükleri bile yüzden fazla kuşu barındırabilecek
kapasitede ve yedi-sekiz katlı olabilmektedir. Bölgedeki
bir başka tip güvercinlik de Bizans Döneminde kilise ve
manastır olarak kullanılmış yapıların giriş ve pencere
boşluklarının kapatılması ile luşturulanlardır. Bunlar
sayesinde kiliselerin duvar resimleri sağlam kalabilmiştir.
Çünkü güvercinliklere yılda sadece bir kez güvercin gübresi almak için girilmekte ve daha sonra tekrar bu boşluklar
kapatılmaktadır. Güvercinliklerin dış yüzeyleri güvercinlerin
yuvaları daha rahat fark edebilmeleri için beyaz renge boyanmıştır.
Bezemeler ise yöre halkının zevkidir.
Genellikle geometrik bezekler görülmekle birlikte, hayat
ağacı ya da çeşitli hayvanların betimlemeleri de yapılmıştır.
Osmanlı döneminde evliliklerde çeyiz olarak verilebilen,
halk arasında alınıp satılabilen güvercinler günümüzde de
yaygın bir gelenek olan “güvercincilik” adıyla yapılmaktadır.
Güvercincilik bir merakla başlar ama sonra aşırı tutkuya
dönüşür, bir alışkanlık halini alır.
Güvercinler bir çok sanat dalında da sanatçılara esin kaynağı
olmuşlar. Selçuklu ve Osmanlı döneminde yaygın olarak
görülen çini sanatında bir çok güvercin tasviri görülmektedir.
Aynı şekilde yine Osmanlı Döneminde cam biblo güvercinler
dikkat çekici nitelikler taşırlar.
Kuşadası’nda düzenlenen “Altın Güvercin Müzik Yarışması”
bazı kuruluşların güvercini amblem olarak seçmesi (Beyaz
Güvercin) ve daha bu konuda verilebilecek pek çok
örnek güvercinin günümüz Türkiye’sinde eskiden olduğu
gibi önemsendiğinin bir göstergesidir. Sanırım kendi
kültürümüzde bu kadar önemli yere sahip olan bu kuşlara
artık farklı bir gözle bakabiliriz. Ne dersiniz?
Seda Karaöz
İbibik Dergisi