KÜLTÜR TARİHİ VE KUŞLAR

Çağdaş arkeoloji, yanlızca maddesel kültür ürünleriyle ilgilenmez; kültürleri yaşadıkları doğal çevreyle birlikte de ele alır. Bunun için arkeolojinin iş birliği yaptığı bilim dallarına her geçen gün yenileri katılmaktadır. Şüphesiz ki bu bilim dallarının incelediği konular da kazı alanlarından çıkmaktadır. Örneğin bir kazıda bulunan kemikleri arkeozoolog, bitkileri arkeobotanist ve maden nesneleri de arkeometallurjist inceler.

Dünya tarihinde bilinen en eski kuş betimlemesi Chauvet Mağarası'ndadır. Yaklaşık 30-35 bin yıl öncelerine ait olan bu kuş pek çok yerde bir baykuş olarak tanımlansa ve genel olarak öyle sayılabilse de, kulak tüylerinin varlığından dolayı, olasılıkla bir Puhu’dur. Kulak tüyleri olan diğer baykuş türleri İshakkuşu ve Kulaklı Orman Baykuşu’dur. Chauvet Mağarası’ndaki puhunun sırtı çizilmiştir ve/fakat yüzü tam olarak arkasına dönüktür. Bu baykuşların kafalarını 180 derece çevirebilmeleriyle ilgili de en eski betimdir.

Neolitik Çağ’ın başlamasıyla birlikte şimdilik bildiğimiz betimlenen kuş türü sayısı da artar. Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ yerleşimleri olan Nemrik, Jerf el Ahmar ve Nevali Çori’de yırtıcı kuş betimlemeleri ortaya çıkar. Aynı döneme ait Göbekli Tepe’deki taş stellerin üzerinde de kuş betimlemeleri vardır.

Kuşların belki bir ağ ile yakalanmasının betimlendiği sahne oldukça ilginçtir. Yine Göbekli Tepe’de bulunan stellerin üzerinde çeşitli hayvanlarla birlikte bir de “olası” leylek betimi vardır. Çanak Çömlekli Neolitik Çağ’da Çatal Höyük mabetlerindeki akbaba betimlemeleri olasılıkla ölümün sembolü olarak duvarlara çizilmişlerdir. Burada betimlenen kara akbabaların başsız insanlara saldırıyormuş gibi betimlenmiş olması ölü/ölü atayla ilgili ayinlerde, cesedin üzerindeki etlerin önce akbabalar tarafından temizlendiğini ve cesedin ondan sonra gömüldüğünü anlatıyor olabilir.

Kalkolitik Çağ’da betimlenen kuşlar bahri, kaşıkçı, flamingo, leylek, kuğu, akbaba, kumru ve puhudur. Halaf kültürünün gerek yayıldığı alan ve gerekse etkileşim kurmuş olabileceği alanlar içinde, kuşların belki yüz binlerce yıldır süren Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki göçlerinin izlenebileceği alanlar da vardır. Bu durumda çanak çömlekte betimlenen kuşların sadece yerel özelliklerden çok, tüm Eski Dünya’nın ekolojisini yansıtması olasıdır.

Kuş bezekleriyle bezenen çanak çömleklerin bazılarında, betimlenen kuş cinslerinin ve hatta türlerinin saptanabilmesi, şüphesiz, çevrenin iyi gözlemlenmiş ve bu gözlemlerin ayrıntılı bir şekilde çanak çömleğe çizilebilmiş olmasından dolayıdır. Bundan yola çıkarak Halaf kültürü topluluklarının, çevrelerini iyi tanıdıklarını ve gözlemlerini ayrıntılı bir şekilde yansıtabildiklerini düşünmemiz yanlış olmayacaktır. Diğer yandan önemli bir sonuç da tanımlanabilen sekiz kuş türünden dördünün (flamingo, kaşıkçı, bahri, kuğu) göller ve sazlıklar gibi sulak alanlarda yaşamakta oluşudur. Bu da Halaf topluluklarının sulak alanlarla olmuş olan ilişkisinin anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak, bir kültürün ilişki içinde olduğu kuşların tanınması, o kültürün yaşadığı doğal ortam, besin ekonomisi, çevresiyle olan ilişkileri ve mitolojik öğelerinin anlaşılmasına olanak sağlayabilir.

Tunç Çağlarına ait çanak çömlekler üzerinde betimlenen kuş türleri şunlardır: kaşıkçı, flamingo, leylek, ördek, kuğu, akbaba, kumru/güvercin ve baykuş.

Kuşlar Sümer mitolojisinde önemli bir yere sahiptirler. Gilgameş’in sözde babası Uruk kralı Emmekar bir falcıdan kızının doğuracağı çocuğun kendisini öldürüp krallığı elinden alacağını duymuş. Bunun üzerine kral kızını bir kuleye kapattırmış ve yanına da bir bekçi koymuş. Fakat kız yine de hamile kalmış ve doğan çocuğu gören bekçi kraldan korkarak çocuğu, yani Gilgameş’i kuleden aşağıya atmış. O sırada kulenin altından bir kartal geçmekteymiş. Çocuğun düştüğünü gören kartal onu özenle alıp bir bahçeye bırakmış.

İlk kez Sümerlerin yazdığı Tufan efsanesinde de kuşların önemli bir rolü vardır. Tufan bittiğinde, çevrede bir kara parçasının bulunup bulunmadığını anlamak için önce bir güvercin uçurulmuş, konacak yer bulamayan güvercin geri dönmüştür. Bunun üzerine bir kırlangıç bırakılmış, fakat o da aynı nedenden geri dönmüştür. En son olarak, bir karga uçurulmuştur ve karga konacak bir yer ve yiyecek bulduğu için geri dönmeyince çevrede bir kara parçasının olduğu anlaşılmıştır.

Boğazköy, Kuşaklı ve Keban baraj gölü çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkan metinlere dayanılarak, Hititlerin kuşlardan kaz, keklik, birkaç tür ördek, kartal, şahin ve turnayı tanımladıkları bilinmektedir. Yunan mitolojisinde baş tanrı Zeus’un alametlerinden birisi kartaldır. Bu dönemden sonra kuşların kanatlarını, çoğunlukla gökyüzünde olduğu düşünülen tanrılardan haber getiren meleklerin sırtında görmeye başlarız ve bu betim günümüzde de sürer. Tanrılar hep yukarıdadır ve insan hep aşağıdadır; onlara ulaşmak için kanat ve uçmak gerekir. Uçağın, roketlerin icadından önce insanlar için en ulaşılmaz alanlardan biri de gökyüzüydü ve belki de bu yüzden kuşlar hep tanrıyla insan arasındaymış gibi düşünüldü.

Hıristiyanlık’ta da kuşlar önemli simgelerdir. Örneğin güvercin kutsal ruhu simgeler. Bu konuda çok iyi bir betimlemeyi ressam Michelangelo’nun Yahya’nın İsa’yı vaftiz ederken betimlediği resimde görebiliriz: Bu resimde kutsal ruh, bir güvercin şeklinde Yahya ve İsa’nın üzerlerinden uçmaktadır. El Greco da, “Cebrail’in Meryem’e Haber Getirmesi” adlı tablosunda melek Cebrail’i kanatlı olarak resmetmiştir. Ayrıca İncil’in çeşitli yerlerinde yaklaşık 25’ten fazla yerde kuşlardan söz edilmiş ve akbaba yenmesi yasaklanmıştır. İslam efsanelerinde de kuşlardan sıkça söz edilmiştir. İslam’a Sümer efsanelerinden girdiği anlaşılan Tufan efsanesi İslam’da biraz daha değişiktir. Nuh’un yaptığı geminin başı ve arkası bir horozu andırmaktadır ve genel olarak gövdesi kuşa benzemektedir. Bu geminin en altına dört ayaklı hayvanlar, ortasına insanlar ve en üst katına da kuşlar konmuştur. Bu, İslam’da da tanrının yukarıda olduğu ve kuşların tanrıyla insan arasında olduğunun düşünüldüğünü göstermektedir. Nuh Tufanı olarak bilinen tufan efsanesinin sonunda Nuh, yine bir kara parçasına yakın olup olmadıklarını anlamak için kuşlardan yararlanır. Fakat artık uçurulan kuşların sıralaması değişmiştir; önce karga uçurulur. Fakat karga suda yüzen bir leşe konduğu için geri dönmez ve daha sonra güvercin uçurulur. Güvercin ayaklarında yosun, ağzında zeytin dalıyla gemiye döndüğünde karanın yakın olduğu anlaşılır. Bunun üzerine tanrı bu fedakarlığı dolayısıyla güvercinin boynuna bir nişan takar (İslam Ansiklopedisi: “Nuh”).

Yaygın olarak bilinen bir başka İslam efsanesi de peygamber Muhammet’in düşmanlarından kaçarken saklandığı mağarayla ilgilidir. Efsaneye göre, Muhammet mağaraya girip saklandığında bir örümcek hemen mağaranın girişine ağ örmüştür ve bir güvercin de mağara içindeki yuvasında bulunur. Bunları gören düşmanları mağarada kimsenin olamayacağını düşünümüştür. Müslümanlar, kuşlara olan bu borçlarını yaptıkları büyük yapılardaki kuş köşkleriyle ödemeye çalışmışlardır. Osmanlı mimarisinin özellikle 18 ve 19. yüzyıl eserlerinde bu tür kuş köşklerini görmek hala mümkündür.

Çağdaş sanatta kuşların ne kadar büyük bir yer tuttuklarını anlatmak ne yazık ki, bu küçük yazıda mümkün değildir. Ancak, burada iki örneğe değinebiliriz. Hollandalı ressam Van Gogh’un intiharından önce yaptığı son resmin, bu konuda bazı tartışmalar sürse de, “Buğday Tarlası ve Kargalar” olduğu düşünülmektedir. 1890’da çizilen bu resimde fırtınalı bir gökyüzünde uçuşan kargalar vardır. Van Gogh şöyle yazmıştır: “Kafesteyim, bir kafesteyim ve ihtiyacım olan her şey yanımda, aptallar! İsteyebileceğim her şeye sahibim! Ah sevgili tanrım, özgürlük istiyorum, yani diğer kuşlar gibi bir kuş olmak.”. Bu yazının da gösterdiği gibi, kuşlar çok zaman özgürlüğün de simgesidir.

Çağdaş sanatla ilgili bir diğer örnek de, Picasso’nun yapıtlarıdır. Picasso’nun Türkiye’de de sergilenmiş seramiklerinin arasında baykuş ve ördek betimleri de vardır. Çocukluğunda yaptığı resimlerde sık sık güvercinlere yer veren Picasso, güvercinin evrensel bir barış simgesi olmasında önemli rol oynamıştır. 1949’da, yaptığı bir güvercin resminin üyesi olduğu Fransız Komünist Partisi’nce hazırlanan “Dünya Barış Kongresi”nin afişinde kullanılmasından sonra Picasso, doğan kızına “güvercin” anlamına gelen “Paloma” adını koymuştur.

İnsanların kuşları simge olarak kullanmalarını tarihin her döneminde görebiliriz ve bu simgelerden yola çıkarak bazen toplumların yaşadıkları doğal çevreyle ilgili bilgiler, bazen de mitolojilerini öğrenebiliriz. Bugün de bu tür simgeler kullanılır. Pek çok ülkenin ordularının simgesi, gücü simgeleyen kartaldır. Kartal Roma İmparatorluğu’nun simgesi olduğu gibi, bugün de Amerika’nın simgesidir. Eski Mısır’da şahinlerin güneşle ilgili oldukları düşünülürdü ve bugün de pek çok toplum şahinlerin ruhlarla ilgili olduğunu düşünür. Bugün şahin, Asyalı toplumların çoğunda bir prestij sembolüdür.

Betimlenen en eski kuş olan baykuş, Yunan mitolojisinde Athena’nın simgesidir. Bugün çoğunlukla kötülükle ilgili olarak düşünülür; hatta Meksika’da şeytanın simgesi olarak görülür. Yine de Meksika’nın da dahil olduğu, dünyanın pek çok yerinde insanları baykuş bibloları biriktirir.

Doğadaki leşleri yiyerek, bulaşıcı hastalıkların yayılmasına engel olan akbabalar, çoğunlukla ölümle ilgili olarak düşünülür. Eski Mısır’da büyüsel güçleri olduğuna inanılan akbabalar, İnkalar için tanrılara mesaj götüren bir kuştur.

Güvercinler dünyanın her yerinde barışın sembolüdürler. Pek çok din için kutsal sayılırlar. Sembolizmde güvercin ya da kumruların önem kazanmasının bir nedeni de insanlarla birlikte, şehirlerde yaşamalarıdır. Güvercin ve kumru betimlerinin ortaya çıkışını hem şehirleşmenin bir aşaması olarak görebiliriz, hem de, bu kuşların insanlarla birlikte yaşama alışkanlıklarını ne zaman kazandıklarını bu betimlerden yola çıkarak saptayabiliriz.

Tarih öncesine genel olarak baktığımızda, insanın betimlediği yaklaşık on tür kuş kuş olduğunu, bunlardan altısının sulak alanlarda yaşayan kuşlar olduklarını, üçünün yırtıcı kuşlar olduklarını görürüz. Paleolitik Çağ için şimdilik bilinen yalnızca bir kuş betimi olsa da, betimlenen kuş türü sayısının Neolitik Çağ’la birlikte arttığını söyleyebiliriz. Bu artışın Neolitik Çağ’ın daha iyi bilinmesinden dolayı olmadığını kabul edersek, Neolitik Çağ’ın simge kullanımı konusunda da yenilikler getirdiğini düşünebiliriz.

Berkay Dinçer - www.paleoberkay.cjb.net

    Copyright © 2004 Taklaciguvercin.com All Rights Reserved