|
|
KUŞLARIN EVRİMİ
1-2 |
Yeryüzünde bizimkine nazaran çok uzun bir geçmişe sahip olan
kuşlara,insanlık tarihi boyunca mitolojik figür, sanat esini,
barış, güç, bilgelik sembolü olarak rastlamamız, kuşların insanlar
için salt besin kaynağı olmamış olduğuna işaret eder. Ikarus’u
hatırlarsak, kuşların birçok hikayenin kaynağında yer almalarının
nedeni beklide insanlığa hayranlık veren uçma yetenekleridir.
|
|
 |
Yine de kuşlarla ilgili en sürükleyici
hikayenin, zaman tünelinde milyonlarca yıl geriye giderek kuşların
ve uçuşun kökenine dair ipuçları arayan paleontologlarca
yaşandığını söylemek herhalde abartılı olmaz.
Canlıların kökenine, birbirleriyle olan
evrimsel akrabalıklarına ilişkin bilimsel çalışmalar çok sayıda
fosilin incelenmesini gerektirir. Bu nedenle, kuşlara özgü yapılar
olan tüylere ve içi boş, süngerimsi dokusu olan hassas kemiklere
fosil kayıtlarında nadiren rastlanabilmesi, bu uzun ve karanlık
tünelde cılız bir ışıkla çalışmak anlamına gelmiş çoğu kez.
Uçuşun son derece sınırlayıcı fizyolojik ve
anatomik talepleri olması sonucunda kuşlar,çok yüksek bir
metabolizmaya ve çok sınırlı bir aerodinamik morfolojiye sahip
olacak şekilde evrimleşmişlerdir. Tüylerin altında anatomik olarak
çok benzerlik gösteren kuşların sınıflandırılmasının ancak bir ya
da birkaç belirleyici özelliğe dayanması, benzeştiren evrimin
belki de en büyük yanıltmacalarını uçmanın getirdiği bu
kısıtlamalar içinde yaratmış olmasıyla birleşince, kırlangıçlar ve
sağanlar örneğindeki gibi birçok yanlış sınıflandırmayla
karşılaşılmış. Kuşların yaklaşık 150-200 milyon yıl önce, Mesozoic
çağda sürüngen atalardan evrimleşmiş olduğu tüm bilim dünyasınca
kabul edilse de, tam olarak hangi dönemde ve hangi sürüngen
kolundan evrimleştikleri günümüzde internet tartışma gruplarının
bile konusu olan bir soru işareti. Münh yakınlarındaki Bavyera
Bölgesinde bulunan kireçtaşı, 1793’te litografi tekniğinin
bulunmasından sonraki daha ayrıntılı kazılar sırasında içinde tek
bir tüy fosiline rastlanmasıyla birlikte bilim dünyasında
hareketli günler başlamış oldu. Yaklaşık 6 cm. boyundaki bu tek
tüy, sürüngenlerin hakim olduğu dönemde kuşların yaşadığına dair
bir kanıttı ve üstelik asimetrik yapısıyla modern zaman kuşlarının
uçuş tüyleriyle benzerlik gösteriyordu. Bu fosil tüyün bulunuşunun
üzerinden birkaç ay geçmemişti ki Hermann von Meyer bu kez tüyleri
olan, sürüngenvari bir hayvanın iskeletinin eksiksiz bir fosilinin
bulunduğunu bildirdi şaşkınlığı dinmemiş biyoloji çevrelerine. Bu
fosil de yine aynı bölgede bulunmuştu ve yine Jurrasic dönemine
aitti. Bir karga büyüklüğündeki Archaeopteryx fosili, uzun,
kemikli sürüngenvari kuyruğundan çıkan tüyleri, uzamış ön
uzuvları, asimetrik tüylerle kaplı kanatları, 3 hareketli, kıvrık
parmağı, köprücük kemiklerinin birleşmesinden oluşmuş lades kemiği
ve dişleriyle iki yüksek hayvan grubunun, sürüngenlerin ve
kuşların arasındaki bir ara forma, dolayısıyla evrime işaret
ediyordu. Zaten Charles Darwin de, sadece 2 yıl önce basılmış olan
ve ‘doğal seçilim yoluyla evrim’i anlattığı ‘Türlerin Kökeni’ adlı
kitabında tam da böylesi ara formların var olduğunu varsayıyordu.
Bundan sonraki dönemde de 7 ayrı Archaeopteryx
fosili bulundu. Son Archaeopteryx fosili dışındaki fosiller de
kimi araştırmacılar tarafından, özellikle boyutlarındaki
farklılıktan dolayı, ayrı tür olarak gösterilmişlerse de,
milyonlarca yıl önce yaşamış kuşların tür ve cins sınırlarını
belirlemenin güç olması nedeniyle bu görüşler genel olarak kabul
edilmemiş ve günümüzde tüm Archaeopteryx fosilleri bir cins
altında ele alınarak tür bazındaki savlar soru işareti olarak
kalmıştır.
KUŞLARIN EVRİMİ 2
1861
yılında Almanya’nın Bavyera bölgesindeki Jura dönemine ait
kireçtaşında bir asimetrik tüy fosilinin bulunması, kuşların
sürüngenler Çağı’ndan beri var olduklarının kanıtı olarak
büyük bir heyecanla karşılanmıştı. Günümüzde paleontologların
çoğu, kuşların atasının dinozorların bir kolu olduğunda
hemfikir. Yazılan bir çok kitap ve makalede kuşların atasının
dinozorlar olduğundan söz edildiğini ve dünyanın önde gelen
bir çok müzesinin dinozor bölümlerinin bu görüş düzenlendiğini
görmek mümkün
|
|
 |
Kuşların kökeni ile ilgili kuramlardan bir
tanesi, Archaeopteryx fosilleriyle Teropod dinozorlar arasında
homolog olduğu düşünülen benzerlikler nedeniyle, kuşların
atasının dinozorların bu kolu olduğu yönündeydi. Teropod
dinozorlarla kuşlar arasındaki tüm sonradan edinilen
benzerliklerin benzeştiren evrimden kaynaklandığını ve Teropod
dinozorların kuşların atası olmayacak kadar özelleşmiş
olduklarını söyleyen tekodont ata teorisi ise, kuşların
atasının teropod dinozorlardan önce yaşamış ilkel bir sürüngen
olduğunu savunuyordu.
Uçuşun Kökenine Dair
Kuşların atasının hangi hayvan kolu
olduğuna ve kuşların bu atadan kaç milyon yıl önce ayrıldığına
ilişkin araştırmalar ve tartışmalar, doğal olarak tüylerin ve
uçuşun kökeniyle yakından ilgilidir. Kuşların en karakteristik
özelliği olduğu düşünülen tüyler, omurgalı derisinin en
karmaşık türevidir. Morfolojik bir harika olarak
tanımlayabileceğimiz tüyler, çok karmaşık yapıları ve sayısız
işlevleri olması bakımından çok zengin bir evrimsel geçmişe
işaret ederler. Tüylerin bir şekilde sürüngen pullarından
evrimleştiği genel olarak kabul edilirken, sürüngen pulundan
karmaşık yapıdaki tüye kadar olan evrimsel basamaklarda hangi
yapıların ortaya çıktığı ve bu yapıların canlıların çevreye
uyumunda nasıl bir değere sahip olduğu konusunda yıllar içinde
birçok farklı görüş ortaya atılmıştır. Tüylerin, uçuş dışında,
yalıtımdan kamuflaja ve kur davranışına kadar kuşların
yaşamında büyük önem taşıyan pek çok işlevi vardır. Ancak
kuşkusuz uçuşla ilgili/aerodinamik özellikler tüylerin
birincil işlevidir. İlkel sürüngen atanın pullarının hangi
işlev doğrultusunda evrim geçirerek ilkel tüylere
dönüştüklerini ve buna bağlı olarak uçuşun kökenini açıklamaya
çalışan iki temel kuram vardır. Bunlardan ilki uçuş evriminin
yerde başladığını savunur. Bu kuramı destekleyenlerin çoğu,
kuşların iki ayaklı teropod dinozorlardan geldiğini savunan
araştırmacılardır. Kuşların atasının teropod dinozorlardan
daha ilkel olan tekodontlar olduğunu savunanlar ise, uçuş
evriminin ağaçta başladığını savunurlar. İlkel sürüngenvari
kuş atasının ağaçta yaşamış olduğunu varsayan teoriye göre,
sürüngen pullarında oluşacak her bir küçük değişiklik (uzama
ve çatlama) bu hipopetik canlının aerodinamiklerinin gelişmesi
olacaktı. Bu ilkel atanın sürüngen pulları karmaşok yapıdaki
uçuş tüylerine dönüşürken, önceleri yerçekiminin sağladığı
enerjiyi kullanarak ağaçtan ağaca süzülen canlının süzülme
yeteneği zamanla gelişecek, manevra gereği ortaya çıktıkça da
kanat ve kuyruk tüyleri karmaşık bir yapıya doğru evrim
geçirecekti. Uçuş evriminin yerde başladığını savunan teori
ise, tüylerin öncelikle ısı düzenleyici olarak evrildiğini
varsayıyordu. Dr değişle, kuşlarda görülen sıcakkanlılığın
uçuştan önce evrimleşmiş olması gerektiğini savunuyordu. 1969
yılında bazı dinozor türlerinin sıcakkanlı olmuş
olabilecekleri yönünde görüşü ilk kez ortaya atan ve günümüzün
ünlü teropod-ata savunucusu olan John Ostrom’un önderliğindeki
bu teoriye göre, kuşların teropod atasındaki ilkel tüyler önce
ısı yalıtımını sağlamıştı. Aktif, sıcakkanlı, koşarak avlanan
bu etçil yırtıcı dinozorların tüylerle kaplanacak ön uzuvları,
onların böcek ve benzeri avlarını ağızlarına doğru
süpürmelerini sağlayacaktı. Bu ilkel atanın avı peşinde
koşarken ani manevralar yapabilmesi ya da avcılardan kaçarken
tepelerden aşağı süzülebilmesi de modern, gelişmiş kanat ve
kuyruk tüylerinin evrilmesiyle gerçekleşecek ve böylelikle ilk
olarak ısı yalıtımı sağlama yönündeki evrilmiş olan tüyler
sonradan aerodinamik işlevler doğrultusunda evrimlerini
tamamlayacaklardı.
ÖZGÜR KEŞAPLI DIDRICKSON
İBİBİK DERGİSİ
EYLÜL 2003
|
|
|
|