Ünlü olma hayalleriyle karalamalar yapmaya
başladım. Remington marka daktilomu aldığım gün mutluluktan
uçuyordum. Benimle yapılacak söyleşilerde neler diyeceğimi düşüne
düşüne dönmüştüm eve. İmza günlerinde romanlarımı imzalarken neler
yazacağımı, aklıma geldikçe bir kenara not ederdim. Yabancı
dillere çevrilecek romanlarımın tanıtımı için yurtdışı gezileri
hayal ederdim. Alacağım ödüllerde yapacağım konuşmaların
metinlerini hazırlardım. Bütün bunlar zamanla sönüp gitti.
Romanlarımı yazamadım. Kala kala elimde iki roman taslağı (özet
desem daha doğru olur) kaldı. Manik’ in hayatını
romanlaştıramayacağımı anlayınca unutulup gitmesini istemediğim
maceralarımı öyküleştirmeye karar verdim. Hani, öyküden, romana
geçilir, derler. Belki benim için de önce öykü yazmanın bir
faydası olur, diye düşündüm.(Aslında ben bu düşünceyi saçma sapan
bulurum ya da bulurdum, ama, n’aparsınız işte, bir umut.) Roman
yazmak için aldığım, benimle birlikte yaşlanan Remington’ umu
önüme çektim ve Manik’ in maceralarımdan birini içimden geldiği
gibi öyküleştirdim.
GÜVERCİN MUKADDES BİR KUŞTUR
“ Peygamberimiz, efendimiz Mekke’den Medine’ ye
hicret ederken kendisini öldürmek isteyen kafirlerden korunabilmek
için bir mağaraya sığınır. Bir örümcek mağaranın önüne ağ örer.
Bir güvercin de hemen yuva yapıp yumurtalarını bırakır. Mağaranın
önüne gelen kafirler yuvasından havalanan gök güvercinini,
yuvadaki yumurtaları ve örümcek ağını görünce mağaraya hiç
kimsenin girmemiş olduğunu düşünüp uzaklaşırlar. Sizin
anlayacağınız, çocuklar, güvercin mukaddes bir kuştur. Hatta,
güvercinler peygamberimize saygıdan ötürü Kabe’ nin duvarlarına
konmazlar. Güvercin beslemek sevaptır. Onlara taş atmak, öldürmek
ise en büyük günah... “
Derdi Dayko. Rengarenk güllerle, hanımelileriyle,
kasımpatılarıyla, menekşelerle kaplı koskocaman bahçesinde yeşil
badanalı, büyük bir kulübe vardı. İçinde de sayısız güvercin.
Kulübenin önündeki mermer kaplı geniş alanda dolaşırlar,
uçuşurlardı. Arada havalanıp gezintiye çıkanlar çok geçmez
dönerlerdi kulübelerine. Bazıları da mermer alandan sıkılıp
bahçeye geçer, çiçeklerin arasında dolanırdı. Güvercinleri her
şeyiydi Dayko’ nun. Buğday, mısır ve ekmek kırıntısından oluşan
yemlerini mermer alana serptikten sonra taburesine kurulup
nargilesine köz koyar, huzur içinde Güvercinlerin dem çekişlerini
dinlerdi. Güvercinlerden biri ölmesin, yas tutardı Dayko. Dualar
okurdu. Günlerce yanına yaklaşılmazdı. Kedilerden nefret ederdi,
kaç Güvercinini kaptırmıştı o lanet olasıcılara. Güvercin
toplayıcılara karşı her zaman hazırlıklıydı. Kaç Güvercinin
havalandığını bilir, en yüksektekini bile gözlerini kısıp baktı mı
tanırdı. Biz sadece bayramlarda gidebilirdik Dayko’ nun bahçesine.
Güvercinlere zarar verirler diye çocukları, başlarında büyükler
yokken kulübenin çevresine yanaştırmazdı. Bir kere babamla
gitmiştim. Babam bir şeyler anlatıyor, Dayko sorular soruyordu.
Arada bir rakamlar duyuyordum ama gözüm güvercinlerdeydi.
Kulübenin yanına gidip yem atmak istiyordum. Bir ara, suyunu
içtikten sonra temizliğe girişen kırçıllı taklacıyı fark ettim.
Yörenin en çok takla atan güvercini, şampiyon taklacı. Dayko’ ya
döndüm, babamla sıkı sıkı tokalaşıyorlardı. Tokalaşma bitince
yanağımı okşadı.
“ Şu kırçıllı “, dedim, “ Şampiyon taklacı o, değil mi ? “
“ Aferin ufaklık “ dedi. Elimden tutup kulübenin yanına götürdü.
Avucuma yem koydu, güvercinlere doğru savurdum. Bir sürü güvercin
yem kapmak için uçuştu, ayaklarımın ucuna kadar geldiler.
MANİK AMCAMDIR BENİM
İki katlı, bahçeli evlerin yıkılıp yerine
apartmanlar, katlı otoparklar, kocaman alış veriş merkezleri
yapılmadığı, peynirimizi mahalle bakkalından aldığımız yıllardı
Manik' in serserilik yaptığı yıllar. Kabadayılığı ile ün salan
Manik benim amcamdı. Belalı adamdı. Yasak, günah yoktu Manik' de.
Kafasına koyduğunu yapar, almak istediğini alırdı. Kimsenin
gözünün yaşına bakmazdı. İşlerini gördüğü çok önemli dostları
vardı. Kim olduklarını bilmiyorduk. Bazen günlerce ortadan
kaybolur, sonra bir gece geç saatte yorgun argın eve dönerdi.
Silah taşımazdı, ismi yetiyordu istediğini yaptırmaya. Ama onca
yapıp ettiklerine rağmen polisle falan başı derde girmemişti.
Kimsenin söylediğine kulak asmaz, burnunun dikine giderdi. Bir tek
babam söz geçirebilirdi Manik' e, bu yüzden başı çok ağrımıştı
babamın. Bostanlar mahallesindeki iki katlı, küçük bahçeli evde
hepbirlikteydik. Alt katta biz oturuyorduk, üst katta büyükannemle
Manik. Evlenmemişti Manik bir çok kadınla dost hayatı yaşadığını
daha sonraları babamdan öğrenmiştim. Kadınlardan biri eve kadar
gelip hır çıkartmıştı. Manik gözümüzün önünde kadını dövmeye
başlamıştı. Babam zor almıştı kadını Manik' in elinden. O zamanlar
neler olduğunu anlayamamıştım. Beni çok severdi Manik. Günlerce
ortalardan kaybolduktan sonra döndüğünde bana hediyeler getirirdi.
İlk meşin futbol topumu, ilk bisikletimi Manik almıştır bana. Beni
hep yanında gezdirirdi. Durmadan birilerine para gönderirdi
benimle, birilerinden çantalar aldırırdı.
“ Dikkat et “, derdi, “ içlerinde kırılacak eşyalar var elinden
düşürme sakın. Sağda solda oyalanma, bozuşuruz yoksa. “
DAYKO’ YA SORAN MI VAR !
“ Paranın lafı mı olur, Manik, kayık senin “ , dedi, Manik' in
para uzatan elini saygıyla geri iten balıkçı. Gerçekten saygı mı
duyuyordu Manik' e yoksa korktuğu için mi almamıştı parayı. Kim
bilir, yarın, öbürgün, işi düşerse Manik de onu kollar diye mi
düşünmüştü.? Kayığa atladık. Balıkçı kayığı suya iter itmez Manik
küreklere asıldı. Keyifli keyifli ıslık çalıyordu. Körfezin
ortalarına geldiğimizde kürekleri bıraktı. Torbadan çaparileri
çıkardı. Hazırladı. Bir iki kez nasıl fırlatacağımı gösterdi.
Neler yapmam gerektiğini anlattı. Fırlatabildiğim kadar uzağa
fırlattım. Ardından Manik' in benimkinden çok daha uzakta suya
daldı. Hafif bilek hareketleriyle misinayı oynatıyordu. Aynısını
beceremiyordum. Arada bir misinayı yukarı doğru kaldırıp
indiriyordu.
“ Biliyor musun ,seninle çok güzel bir iş yapacağız becerirsek ne
istersen alırım “, dedi. Heyecanlandım birden.
“ Ne yapacağız ? “
“ Dayko’ nun şampiyonunu biliyorsun değil mi ? “
“ Biliyorum, harika bir güvercin. “
“ Kaç para eder sence o güvercin ? “
“ Satın mı alacağız ? “
“ Yok be yeğen , biz değil, başkası satın alacak. “
“ Dayko satmaz ki. “
“ Dayko’ ya soran mı var ! .”
Ne demek istediğini tam anlayamadan oltam gerginleşip gevşedi.
Hızla çekmeye başladım. İstavritti çaparidekiler.
“Yarın gece hazır ol. Kimseye bir şey söyleme “, dedi çaparideki
istavritleri çıkarıp kovaya atarken.
GÜVERCİN DOLU ÇUVAL
Gecenin ıssızlığında Dayko’ nun bahçesinin
duvarına yanaştık. Omuzuna astığı küçük merdiveni çıkarıp duvara
yasladı Manik. Merdivenden çıkıp kendini yukarı çekti. Ayağını
duvarın üstüne attı. Ata biner gibi oturdu duvara. Eğildi, elini
bana uzattı. “Hadi bakalım, yeğen “ dedi. Merdivenden çıkıp elini
tuttum. Beni duvarın üstüne çekti. Ata biner gibi oturdum
karşısına. Dayko’ nun bahçesine, kasımpatıların üstüne atladı.
Elimdeki kalın demir parçasını ve çuvalı eğilip ona uzattım.
Güvercinlerin olduğu kulübeye doğru yürüdü. Öyle korka korka,
sinerek falan değil, her zamanki gibi dimdik, kendinden emin.
Kulübenin kapısındaki zinciri çuvalla sardı. Kalın demiri zincirle
kapının arasına geçirdi. Kendine doğru çekti. Bir iki zorladı,
kilidi kıramadı. Ceketinin cebinden demir testeresini çıkarttı.
Bir sigara yakıp zinciri kesmeye başladı. Sigarasını yere atıp
söndürdüğünde zincirin de işi bitmişti. Sessizce zinciri kapıdan
çıkardı. Kapıyı hafifçe aralayıp çuvalla birlikte kulübeye daldı.
Bir süre güvercin gurultuları, kanat çırpışları yayıldı gecenin
ıssızlığına. Elinde güvercin dolu çuvalla kapıyı aralayıp dışarı
çıktı. Zinciri doladı tekrar kapıya. Sakin, keyifli adımlarla geri
döndü. Eğildim, zar zor yetişip merdiveni yukarı çektim. Bahçe
tarafına indirdim. Merdivenden çıktı. “Tut bakalım,” deyip, çuvalı
bana uzattı. Çuvalın ağzını kınnapla bağlamıştı. Oldukça ağırdı,
Manik çabucak duvarın üstüne tırmanmasa çuval elimden
kayıverecekti. Eğilip elimden aldı çuvalı. Duvarın öbür yanına
geçirdi. Ben de merdiveni duvarın öbür yanına indirdim. “Tut
bakalım “, dedi. Bir kez daha tuttum çuvalı. Merdivene indi.
Uzanıp çuvalı elimden aldı. Dayko’ nun evinde ışık yandı. “ Işık
“, dedim. Eliyle atlamamı işaret etti. Atladım. “ Bu iş bu kadar,
yeğen “, dedi. Merdiveni omuzuna astı, duvarın kenarından sakin
sakin yürüyüp uzaklaştık. Manik' in elinde güvercin dolu çuval.
ŞAMPİYON TAKLACI
Eve vardığımızda ezanı okunuyordu. Büyükannem
penceredeydi. Güvercin dolu çuvalı evin yan tarafındaki kömürlüğe
götürdük. Kömürlüğün ışığını yaktı Manik. İki kütük bulup oturduk.
Bana boş bir çuval uzattı. Tuttum. Güvercin dolu çuvalın ağzını
çözdü. Tam açmadan elini içine daldırdı. Güvercinlerden birini
çıkarttı. Gök güvercini. “Bu mu ?” dedi. “Değil “, dedim. Benim
tuttuğum çuvalın içine attı. Mavili beyazlı paçalı güvercin. “ Bu
mu ?” ,dedi. “Değil “, dedim. Benim çuvala attı. Beyaz yeleli. “
Bu mu ?” “ Değil “. Grili mısırı. “ Bu mu ?” “ I - ıh “. Benim
çuval yavaş yavaş dolmaya başladı. Tekrar elini daldırdı Manik. “
Ulan, o karanlıkta bir de alamadıysak “, dedi. Elini çıkardığında
Şampiyon Taklacı avucunun içindeydi. “ Bu işte “, dedim. Can
derdinde başını oynatıyordu Şampiyon. “ Tut, bakalım “, dedi.
Tuttum. Şampiyon Taklacı avucumda. Kırçıllı tüyleri yumuşacık,
yavaşça öptüm ensesinden. Korkmuştu, başını sağa sola oynatıyor,
gurulduyordu. Manik çuvalların ağzını bağladı. Önceden hazırladığı
mukavva kutuyu getirdi. Üç beş yerine delik açtı. Şampiyonu
kutunun içine koydum. Hemen kapattı kutuyu Manik kınnapla bağladı.
Kenara çekti. Çuvallardan birinin ağzını çözüp hafifçe araladı.
Elini daldırdı. Beyaz paçalı çıktı çuvaldan. Çuvalı ağzını
ayağının altına aldı. Yan taraftaki kovayı önüne çekti. Paçalının
kafasını tuttuğu gibi kıvırıp koparttı. Bembeyaz tüyleri koyu
kırmızıya boyandı paçalının. Kovanın içine attı. Gözlerime
inanamamıştım. İkincisini çıkarttı çuvaldan. Aynı şekilde koparttı
kafasını. Midem bulandı. Bağırmak istedim, onu engellemek ,
güvercinleri kurtarmak istedim, ama yerimden kıpırdayamadım.
Şaşkınlıktan gözlerim büyümüştü. Üçüncüsüne dayanamadım, kendimi
yere atıp kustum. “ Onları yok etmemiz gerek yeğen, yoksa bizi ele
verirler.”, dedi. Ağlaya ağlaya kaçtım kömürlükten. Büyükannem
merdivendeydi sarıldım. Eve girdik. Hem ağlıyordum, hem
kusuyordum. Büyükannem yüzümü yıkadı. Yatırdı. Manik' i öldürmek
istiyordum. Nefret ediyordum ondan, nefret ediyordum. Büyükannem
süt ısıtmış. İçtim. Üstümü örttü. Güvercin ölüleriyle uyudum.
KIRNAP DOLAŞIYOR VÜCUDUMA
Günlerce ortadan kayboldu Manik. Onu görmek
istemiyordum. Defolsun gitsindi. Nefret ediyordum Manik' ten. Bir
caniydi o. Kömürlüğe gittim kaç kez. Ortalıkta güvercinlerden hiç
bir iz yoktu. Bir kan damlasına bile rastlayamamıştım. Dem
çekişleri, kanat sesleri dolduruyordu kömürlüğü. Kulaklarım
uğulduyordu. Kanatlar çarpıyordu her yanıma. Bir kınnap
dolanıyordu vücuduma. Boğazımda bir güvercin kafası. Kusuyordum,
kusuyordum, çıkmıyordu. Kimseye bir şey söyleyemiyordum.
Büyükanneme koşuyordum. Sarılıyordu bana, okuyup üflüyordu. Akşam
yemeğinde babam söylemişti Dayko’ nun kalp krizi geçirdiğini.
Güvercinleri çalınınca dayanamamış. Hastaneye kaldırmışlar.
Büyükannemle göz göze geliyoruz. Büyükannem beni sofradan
kaldırıyor. Dudaklarımı ısırmışım.
“ Güvercinler ... “, diyor, yüzüne bakıp susuyorum.
GÜVERCİN KÜMESİ
Başımın okşanması ile uyanıyorum. Manik
yatağımın kenarına oturmuş gülüyor. “Git“, deyip tekmelemeye
başladı. “ Git buradan “. Ayaklarımı tuttu.
“ Giyin de bahçeye gel “, dedi.
“ Gelmeyeceğim işte, nefret ediyorum senden. “
Kolumdan tuttuğu gibi kaldırdı beni yataktan.
Pencerenin önüne götürdü. Bahçeye baktım. Tahtadan yapılmış, yeşil
boyalı, küçük bir güvercin kümesi. Büyükannem kümesin önünde
güvercinlere yem veriyor. Manik' e bakıyorum. Gülüyor. Yatağımın
yanında, yerde duran kutuyu gösteriyor. Şampiyonu koyduğumuz kutu.
“ Şampiyon Taklacı mı ? “ diyorum.
“ Almakta vazgeçti, herif. Çok para istiyormuşum. Kızdım,
satmadım. “, diyor.
Kadir Yüksel
kadiryuksel@hotmail.com