Tüylü dinozorlar, kanatsız kuşlar... Pekin’deki
Bilim Akademisi’nden paleontolog Xing Xu bu derece tuhaf bir dinozorla
karşılaşacağını ummuyordu. Aslında bu fosilin ait olduğu tür olan
Microraptor 2000 yılında gündeme gelmişti; Microraptor 60 cm.’lik
boyuyla, orta boylu (1-7 m.) leşçiler olan dromaeozorların en
küçüğüydü. Ancak bu kez, Xu’nun Microraptor gui olarak tanımladığı
fosil, kuzenlerinde var olan tüylü liflerini sergilemekle kalmayıp,
aynı zamanda gerçek anlamda kuşlara ait tüyleriyle iki kanatlı değil
tam dört kanatlıydı! Çinli ekibin bulduğu 125 milyon yıl öncesine ait
fosil bilim dünyasına bomba gibi düşerken aynı zamanda bir taşla iki
kuş da vurmuş oldu; söz konusu fosil, kuşları dromaezorlarla
ilişkilendirdiği gibi şimdiye kadar bilinen ancak bu kadar kesin
olarak kanıtlanmamış olan Ğ aynı zamanda dört kollu yapının kuş ile
dinozor arasındaki ‘eksik halka’ olduğunu da ortaya koydu. Xu, kısa
kanatları, tırnakları ve uzun kuyruğuyla bu ara türün ağaçlarda
yaşayan ve uçan bir canlı olduğunun anlaşıldığını kaydediyor.
Microraptor gui kuşların uçuşunun kökeniyle ilgili tartışmalara son
noktayı koyacak mı?
Tartışmanın başlangıcı
Bu tartışmanın başlangıcı, 1861’de Almanya’da
Solnhofen’de Archaeopteryx’in (Arkeopiterisk) bulunduğu günlere
uzanıyor. Archaeopteryx sivri dişler ve dinozorlara özgü uzun bir
kuyruğun dışında tüylerle kaplı kanatlara ve ağaç dallarını
kavrayabilecek pençelere sahipti. Jura Dönemi’nin sonunda 148 milyon
yıl önce yarı sürüngen yarı kuş bu türün varlığı kuşların sürüngen
özelliklerini ortaya koyuyor ve böylece evrim teorisyenlerinin
zaferini ilan etmiş oluyordu. Ancak evrim kuramcıları bu tuhaf
hayvanın gökyüzünü nasıl fethettiğini açıklayamıyorlardı. Fransız
Ulusal Bilimler Akdemisi’nden (CNRS) paleontolog Eric Buffetaut
Archaeptreyx’i keşfettikten sonra kuşların ağaçların tepelerinde
süzülerek uçmaya başladıklarının varsayıldığını kaydediyor.
Karadan mı, ağaçlardan mı?
Fransız paleontolog doğada, ağaçlarda yaşayan ve
süzülerek uçan pek çok hayvan bulunduğunu kaydederek Archaeopteryx’in
ilkel kanatlarıyla, uçma kaslarının bağlı olduğu göğüs kemiğinin
eksikliğinin hayvanın kanatlarını düzgün bir biçimde çırpmasıyla
ilgili hiçbir kanıt sunmadığını belirtiyor. Bu tartışmaların
yapılmasının üzerinden yüz yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra 70’li
yıllarda Amerikalı paleontolog John Ostrom Archaeopteryx’le ilgili
yeni bir sav ortaya attı. Ostrom’a göre Archaeopteryx Kretase
Dönemi’nin sonunda ortaya çıkan güçlü iki ayaklı koşucular
dromaeozorlarla büyük benzerlikler içeriyordu. Amerikalı paleontoloğun
hipotezi şuydu: Aktif avcı olarak geliştirdikleri metabolizmalarını
korumak amacıyla tüylerle kaplı dromaeozorlar kollarını böcek avlamak
için file gibi kullanmışlardı. Uzun vadede de bu fileler kanat
uçlarına dönüşüp daha hızlı koşmalarını ve daha sonra da daha büyük
sıçrayışlar gerçekleştirmelini sağladı. Böylece kanat karadaki
zıplamadan doğmuş oldu.
Hayalden gerçeğe
70’li yıllarda ortaya konulan bu teori bilim
adamlarını ikna etmeyi başardı... Ta ki Microraptor gui keşfedilene
kadar... Ya da daha doğrusu varlığı kanıtlanıncaya kadar! Nitekim, bu
hayvan 1915 yılında Amerikalı kuşbilim uzmanı William Beebe tarafından
hayal edilmişti. Eric Buffetaut Çinli araştırmacıların betimlediği
hayvanın kendisine paleontoloji kitapçığında gördüğü eski bir çizimi
hatırlattığını kaydederek şunları ekliyor. ‘Resim, Beebe tarafından
Tetrapteryx olarak adlandırılan ilginç, dört kanatlı bir kuşu
betimliyordu. Resmi çizen kişi, sürüngenlerle kuşlar arasındaki bir
türü anlatıyordu . Kendisi, güvercin gibi yaygın olarak görülen
kuşların yavrularının uyluk kemiğini kaplayan tüyleri inceleyerek bu
evrimsel ara türü tasarladı. Beebe bu türde, kuşların atalarında var
olan arkaik ‘pelvis tüyü’nün varlığını görüyordu. Berlin’de saklanan
Archaeopteryx’in en güzel türüyle ilgili bir fotoğraftaki pelvis
tüyleri de bu varsayımı doğrulamış oldu.
Henüz kesin yanıt yok
Kuşların atası gerçekten de, William Beebe’nin
öngördüğü, Xing Xu’nun da ortaya koyduğu gibi ağaçlarda süzülen bir
canlı mıydı? Bu soruya kesin bir yanıt vermek kolay değil. Her şeyden
önce, Archaeopteryx’in Microraptor’dan en az 15 milyon yıl önce
yaşadığını bilmek gerekiyor. Peki, nasıl oluyor da, evrim geçirmiş bir
türden sonra arkaizme rastlanıyor? Eric Buffetaut paleontolojide bu
durumun son derece yaygın olduğunu belirterek, örneğin foisl
koleksiyonşlarının kazayla yok olması halinde gelecek kuşaklara sadece
Homo erectus’la günümüzdeki ilkel primatlardan Malezya maymununun
iskeletlerinin bırakılabileceğini belirterek, bu durumda birincisinin
ikincisinden önce ortaya çıktığı sonucuna varmanın da mümkün
olamayacağını kaydediyor. Jura Dönemi’ne ait fosillerin azlığı
paleontolojideki bu klasik ‘göz yanılsamasını’ daha da ciddi hale
getiriyor.
Çok sayıda 4 kanatlı var
Kansas Üniversitesi’nden evrim biyolojisi profesörü
Richard Prum Archaeopteryx ile Microraptor’un tüyleri arasındaki büyük
benzerliği karşısında ön kanatlarının tek ve ortak bir köke sahip
olduklarını varsaymanın yanlış olmayacağını söylüyor. Prum’a göre, bu
konuda araştırılması gereken nokta bu iki türün ortak atalarının dört
elli olup olmadığıdır. Amerikalı profesör, evrim tarihinin iki
kanadını kaybetmiş dört kanatlı organizmalarla dolu olduğunu, ancak
iki kanatlı olup da sonradan yeni kanat edinmiş olanlara şimdiye kadar
rastlanmadığını ifade ediyor. Zooloji profesörü ve kuş uçuşları uzmanı
Jeremy Rayner ise daha temkinli davranarak, dromaeozorların tüylerinin
yol açtığı devrimin yeni türlerin gelişimini teşvik ettiğini, evrimsel
‘deneyler’in de bu nokta göz önüne alınarak sıralanması gerektiğini
belirtiyor.
Morötesiyle kanıtlama
Archaeopteryx Beebe’nin tezini doğrulayacak mı?
Berlin’deki Doğa Traihi Müzesi’nden David Unwin, Microraptor fosilini
incelediğini ve arka ayakların yakınında potansiyel tüylerin varlığını
gördüğünü kaydederek, ancak bağlantı yerleri görünmediğinden bu
tüylerin ayaklara mı yoksa kanatlara mı ait olduğunu kestiremediğini
ifade ediyor.
Bu durumda Beebe, hayal kurmuş olabilir mi? David
Unwin hayal olduğuna inanmadığını belirterek 19. yüzyıl sonlarına ait
bir çizimin pelvis tüylerini daha belirgin gösterdiğini, Beebe’nin
başka çalışmalarının da buna işaret ettiğini kaydediyor. Unwin, fosil
pek çok işleme tabi tutulduğu için bazı izlerin silinmiş olabileceğini
daha kesin bulgular için morötesi ışınlarda incelenmesi gerektiğini
kaydediyor. Archaeoptreyx’in başka sırlar da içerebileceği
varsayılarak tartışmalar biyomekanik alana taşınmış bulunuyor. Nedeni
ise, dört kanatlı bir hayvanın omurgalılarda bir ilk olması.
Benzetim gerek
Hayvan gerçeğe uygun gözükse bile Jeremy Rainer
dikkatli konuşuyor: ‘Xing Xu’nun betimlediği gibi karınla dik açı
oluşturan ön kanat dromaeozorlar ve kuşlardaki eklemler hakkında
bildiklerimizle uyuşmuyor.’ Oysa Kaliforniya, Berkeley
Üniversitesi’nde Paleontoloji Müzesi’nde görevli biyoloji profesörü
Kevin Padian’a göre ara tür tezini kanıtlamak için bu uyumun olması
gerekiyor. Pedian, pelvis kanadının ön kanada paralel bir konumda
olmaması halinde düz bir uçuş sağlayamayacağını, en fazla paraşüt
görevi üstleneceğini ifade ediyor.
Amerikalı uzman, bu canlının alttaki uzuvların
eklemlerinin dinozor ve kuşlarınkinden farklı olması halinde uçma
evrimine hiçbir katkı sağlamayacağını çünkü hiçbir kuşun arka
ayaklarını uçmak için kullanmadığını kaydediyor. Kevin Pedian, dört
kanatlı hayvanla ilgili kesin bir sonuca varılabilmesi için fosillerin
derinlemesine incelenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Science et Vie/Nisan 2003 tarihli sayısında
yayımlanan araştırma yazısında şöyle deniyor: Kısacası, Çinli
uzmanların iddialarının kanıtlanması için hayvanın yeniden
oluşturulmuş tasarımı ve aerodinamik simülasyonu gerekiyor. Bu da
oldukça zaman alacak bir işlem. Ancak Microraptor’un 125 milyon yıldır
beklediği göz önüne alındığında bu konuda zaten pek de acele etmek
gerekmiyor...
Dinozorla kuş arasındaki eksik halka
Microraptor gui’nin keşfi kuşları iki ayaklı leşçi
dinozorların kategorisine sokuyor; Coelophysis bunların ilk
örneklerinden, Tyrannosaurus ise sonuncularından sayılıyor. Orak
şeklinde tırnaklara sahip olan Microraptor, tüylü yakın kuzeni
Sinomithosaurus gibi dromaeozorlara özgü uzun bir kuyruk da içeriyor.
Bu durum Archaeopteryx’in soyağacının hala varsayımlara dayandığının
işareti.
Eğimli pistin önemi
Microraptor gui’nin bulunmasından birkaç gün önce
Amerikalı ornitolog Kenenth Dial şimdiye kadar kuşlarda hiç görülmemiş
bir dizi hareket gözlemlediğini açıklamıştı. Buna göre, keklik
palazları son derece eğimli alanlarda koşabilmek için kanatlarından
yararlanırlarken, havaya yükselmek için değil tıpkı Formula 1
yarışlarındaki arabaların lastiklerini piste yapıştırmaları gibi
ayaklarının yere yapışkanlığını artırmak amacıyla bu yönteme
başvuruyorlar. Böylece kuşlar 105 derece eğimli yerlere bile
tırmanabiliyorlar!
Kenneth Dial küçük kuşların performanslarının kanat
tüylerinin uzunluğuna orantılı olduğunu saptadıktan sonra ‘eğimli
koşu’nun uçuşa ön hazırlık olduğu hipotezini ortaya koydu; buna benzer
şekilde, küçük dinozorlar da hemen hemen dikey sayılabilecek engelleri
tırmanarak av ve avcılar karşısında şanslarını deniyorlardı. Daha
sonra da, gelişmesini tamamlamamış kanatlar gittikçe daha uzun
sıçrayışları denetlemiş olmalıydı... ‘Ağaç uçuşu’yla ‘koşmadan
kaynaklanan uçuş’ arasındaki bu ara hipotez paleontologların ilgisini
çekti. Kansas Üniversitesi’nde biyoloji profesörü Richard Prum bu
çalışmanın önemli teorik anlamlar içerdiğini kaydetmekle beraber
yaşayan hayvanlardan yola çıkarak geliştirilen teorinin fosillerden
elde edilen bilgilerin yerini tutamayacağını kaydediyor.
Kaynak : Hürriyet Bilim